Ana içeriğe atla

BURADAN!












Ekim 2016’da bu yana bir arada olan ‘durum sanat grubu’ üçüncü sergileriyle 16-21 Ekim 2017 tarihleri arasında Haydarpaşa Garı’nda bir araya gelecek.
Kadıköy’de, bütün Anadolu’yu dolaşan demiryollarının son istasyonu olan Haydarpaşa garında gerçekleşecek olan sergi, hem “burada” hem de “buradan” olmak durumunu inceleyerek durağan, hareketli, yakın, uzak, çözülme, tamamlanma, aidiyet ve kopuş gibi kavramları irdelemeyi amaçlıyor.
Yol, yolculuk kavramları ve Haydarpaşa Garı’nın belleğinden etkilenerek üretim yapan sanatçıların eserlerini beş gün boyunca açık kalacak.


Sanatçılar: Seray Akkoyun, Tunca Apaçlı, Tarık Ceddi, Hüseyin Demirbaş, Mehmet Dere, Murat Duraklı, Aylin Zeynep Ertem, Burak Eren Güler, Şafak Gürboğa, Deniz İkizler, Aslı İrhan, Derya Kazan, Muhittincan, Arzu Parten, Cengiz Tekin, Ayşe Tülay, Ersin Uysal, Ezgi Vural





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto By James Engelhardt Ecopoetry is connection. It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections. Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way ...

Art in İsolation Online Exhibition / Santa Clarita

Art in İsolation Exhibition Virtual  Link

Evdeki "Derin" Okul, Mafya Dizileri

Müslüm Yücel '80'li yıllarda darbenin ağır gölgesi altında gidilen çok partili sistemle birlikte Turgut Özal yastık altında tutulan altınların, kaçak olan markların ve küplerdeki altınların çıkartılmasını ister. Türkiye serbest piyasa ekonomisine geçmiştir, dışa açılmak istemektedir. Bu yıllarda yargı sağlıklı işlemez, yasal yollarla bu iflasın eşiğine gelmiş pek çok kişi ve şirket vardır. Yasal boşluklar, işlemeyen yasalarla birleşir.Tahsil edilmeyen borçlar birikir; alacaklar, verecekler, çekler, senetler mafya üzerinden işlem görmeye başlar. Bundan böyle mafya günlük hayatın bir parçası, bir adalet mekanizmasına döner. Şirketler alacaklarını yasal yollarla değil, çek senet mafyasına giderek tahsil ederler, kişelerin ilk çaldıkları kapı yine mafyadır. Artık bir güç değil, bir sektör gibi işleyen, gayri resmi adalet vardır.[1] 90'lı yıllarda ise çek-senet, devlet ihaleleri, hırsızlık, mal pazarlama, okul çeteleri, kasa hırsızlığı, oto hırsızlığı, fuhuş, göçmen kaçakçılığı...