Ana içeriğe atla

ALL YOU NEED is love


Yoko Ono: Onochord

Yoko Ono | MySpace Video


Öncelikle Türkiye’deki yaygın olan komplo teorilerine bir bakalım: Türkiye’de misyonerler cirit atıyor, her yıl para karşılığı binlerce kişiyi Hıristiyan yapıyorlar. Yabancılar, özellikle zengin madenlerin olduğu bölgelerde ve Güneydoğu’da sürekli toprak alıyorlar, yakında ülkemizi tamamen satın alacaklar. Türkiye’yi Masonlar ve Yahudi dönmeleri Sabateistler yönetiyor, bunlar Türk evladının bir yerlere gelmelerini engelliyorlar. İrticacılar ülkenin asıl tehdidi, Amerika ile işbirliği yapıyorlar ve şeriatı getirmek için zaman kolluyorlar. AB’nin destekleriyle hain planda düğmeye basıldı, İstanbul’daki Rum ve Ermeniler önce Fener Rum Patrikhanesi Vatikanlaştırılacak hemen ardından da Bizansı diriltilecekler. Bunlar bizim hâlihazırımızdaki komplolarımızdan bazılarıydı. Ayrıca, kuş gribinin Türkiye’de ilk görüldüğü dönemde ABD’li yetkililer sık ziyarette bulunmuştu. Keneyi İsrailliler uçakla üzerimize attılar. Tuzla’daki ölümler gemi yapımındaki başarılarımızı çekemeyen yabancıların işi, gibi günlük hatta duruma/olaya göre anında tezahür eden komplo teorilerimiz de mevcut.


Çeşme akıyorsa, suyun kalitesi önemli değil mantığıyla düşünen gurur sahibi kisir koca ve sabah çayı termosta demleyen düşünceli karısından ibretlik bir tartışma.Malak gibi izliyorum demokrasi kavgalarini,yahu bu kadar nefret icinizde vardi niye evlendiniz?peki bakamayacaksaniz bu kadar cocugu niye doguruyorsunuz?,biz cocuklar olarak neden hepimiz ideoloji ugruna oluyoruz,neden taraf olmak zorundayiz? Bu ulkede aski yasamadan olmek nasil bir duygu? ya/hele yasarken?.


Hala anlamis degilim kurt/ turk agdali bir bicimde yorumlanan - pompalan polariteci parizyenci reaktor devrimci bilincden,sikayetciyimde .Bana flash tvdeki gercek kesit diye programi hatirlatiyor.bayat ve curuk ve kokuyorda.Kadina kisir oldugu icin bagiran verimsiz ucube kendini sorgulamiyor salak efendi zayif kole.bana,sanki representation gibi geliyor ama sundugun marul salatalik hava civa kardesim,mezende ben niye bulunmak zorundayim?ne diye sogus olayim?

Meclis tartismalari ve oraya sokulan bir suru slogan tbmm yasanan gerginlik neyin kavgasini yapiyorsun hala?hisssedemedigin seylerinin mi tekelci zihniyetinin korkunc kaprisleri /sen empatiyi somuruyorsun ve pazarliyorsun bunuda fasitligine kosuyorsun..surekli korkuyorsun yapacak bir seyin yok,spinoza oku ethica sana iyi gelir-dunyadaki butun cinayetler akil adina islendi bu nietzsche den tanidikmi?

Ben kadir gecelerinde bile dusurmezdim nietzchemi elimden ,cunku kultur varsa orada horgoru vardir kardesim hayir deme sert olma kararli olma azimliligini gosterme ve bunu uygulamak icn varolustan gelen esnekligin ustun korumasi.

tarih islemiyor duruyor zaman tersine calisiyor zaman ilerleme nedir ki kardesim sen beni ben seni anlamadiktan sonra,ayni anda ayni seyi dusunmedikten sonra..hala ayni celiskilerle daha ne kadar daha ugrasacagizzz.

sen beni dinleme ben sadece sayikliyorum ok?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAR BANA RANCİERE GECELER

RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMIBAĞLAMINDA ESTETİK  VE  SİYASET  MEHMET  DERE

Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.

Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.

Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam t…

Sessizliği Aramak (Part I)

Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumlailgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.
Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olmasıbeklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş…

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)