BEKLE BENI ISTANBUL
DERECE
19.11.09
17.11.09
13.11.09
ALL YOU NEED is love
Yoko Ono: Onochord
Yoko Ono | MySpace Video
Öncelikle Türkiye’deki yaygın olan komplo teorilerine bir bakalım: Türkiye’de misyonerler cirit atıyor, her yıl para karşılığı binlerce kişiyi Hıristiyan yapıyorlar. Yabancılar, özellikle zengin madenlerin olduğu bölgelerde ve Güneydoğu’da sürekli toprak alıyorlar, yakında ülkemizi tamamen satın alacaklar. Türkiye’yi Masonlar ve Yahudi dönmeleri Sabateistler yönetiyor, bunlar Türk evladının bir yerlere gelmelerini engelliyorlar. İrticacılar ülkenin asıl tehdidi, Amerika ile işbirliği yapıyorlar ve şeriatı getirmek için zaman kolluyorlar. AB’nin destekleriyle hain planda düğmeye basıldı, İstanbul’daki Rum ve Ermeniler önce Fener Rum Patrikhanesi Vatikanlaştırılacak hemen ardından da Bizansı diriltilecekler. Bunlar bizim hâlihazırımızdaki komplolarımızdan bazılarıydı. Ayrıca, kuş gribinin Türkiye’de ilk görüldüğü dönemde ABD’li yetkililer sık ziyarette bulunmuştu. Keneyi İsrailliler uçakla üzerimize attılar. Tuzla’daki ölümler gemi yapımındaki başarılarımızı çekemeyen yabancıların işi, gibi günlük hatta duruma/olaya göre anında tezahür eden komplo teorilerimiz de mevcut.
Çeşme akıyorsa, suyun kalitesi önemli değil mantığıyla düşünen gurur sahibi kisir koca ve sabah çayı termosta demleyen düşünceli karısından ibretlik bir tartışma.Malak gibi izliyorum demokrasi kavgalarini,yahu bu kadar nefret icinizde vardi niye evlendiniz?peki bakamayacaksaniz bu kadar cocugu niye doguruyorsunuz?,biz cocuklar olarak neden hepimiz ideoloji ugruna oluyoruz,neden taraf olmak zorundayiz? Bu ulkede aski yasamadan olmek nasil bir duygu? ya/hele yasarken?.
Hala anlamis degilim kurt/ turk agdali bir bicimde yorumlanan - pompalan polariteci parizyenci reaktor devrimci bilincden,sikayetciyimde .Bana flash tvdeki gercek kesit diye programi hatirlatiyor.bayat ve curuk ve kokuyorda.Kadina kisir oldugu icin bagiran verimsiz ucube kendini sorgulamiyor salak efendi zayif kole.bana,sanki representation gibi geliyor ama sundugun marul salatalik hava civa kardesim,mezende ben niye bulunmak zorundayim?ne diye sogus olayim?
Meclis tartismalari ve oraya sokulan bir suru slogan tbmm yasanan gerginlik neyin kavgasini yapiyorsun hala?hisssedemedigin seylerinin mi tekelci zihniyetinin korkunc kaprisleri /sen empatiyi somuruyorsun ve pazarliyorsun bunuda fasitligine kosuyorsun..surekli korkuyorsun yapacak bir seyin yok,spinoza oku ethica sana iyi gelir-dunyadaki butun cinayetler akil adina islendi bu nietzsche den tanidikmi?
Ben kadir gecelerinde bile dusurmezdim nietzchemi elimden ,cunku kultur varsa orada horgoru vardir kardesim hayir deme sert olma kararli olma azimliligini gosterme ve bunu uygulamak icn varolustan gelen esnekligin ustun korumasi.
tarih islemiyor duruyor zaman tersine calisiyor zaman ilerleme nedir ki kardesim sen beni ben seni anlamadiktan sonra,ayni anda ayni seyi dusunmedikten sonra..hala ayni celiskilerle daha ne kadar daha ugrasacagizzz.
sen beni dinleme ben sadece sayikliyorum ok?
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Cuma, Kasım 13, 2009
0
yorum
12.11.09
11.11.09
10.11.09
You sent love to live in us,..
you sent love to live in us,
you sent love to live in us,
so we just need to trust
the signs and wonders of the heart
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Salı, Kasım 10, 2009
0
yorum
9.11.09
7.11.09
6.11.09
HOUSTON Can you hear me? NURI SELVI SPEAKING
Videolara aynen devam dag dememis tepe dememis bu dere hep kaydetmis,simdi karsiniza yurdum gulum ozay gonlum tadinda tadlanica bir yurttan ses sunmakta,nuri nuris nuri baba
nuri baba
kamyon veya tir soforlugu yaparak hayatta kalmaya calisan avusturya yabancilarindan bir o kadarda yerlilerinden bir.bu videoda bize linzde yasadigi sureci,genel sikayetlerinden ve kendi ve turk toplum arasindaki yasadigi celiskilerden bahsediyor
Keyifli seyirler
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Cuma, Kasım 06, 2009
1 yorum
5.11.09
4.11.09
EUROPEAN DREAM & INTEGRATION (AGIZDA KAYBOLAN LEZZET)
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Çarşamba, Kasım 04, 2009
0
yorum
3.11.09
MADE IN GOD/MADE IN GDO
ilk linze geldigim zamanda kahve ve yemek kulturu farkli oldugu icin acayip zorlandim,acikcasi ben cocuklugumdan beri yemek secerim,bu bende bir rivayete gore annemin koyunde asiri yagli bir yemek sonrasi alerjiyle basgostermis,ozaman dan bu zamana yemek konusunda kilimdir,tabi tabiri caizse.
konuyu dagitmadan ne diyordum sebze falan almaya gittim bana ozellikle turkish marketler proposali yapilsada ben etrafta ne oluyor ne bityor merak eden bir adam oldugum icin bir markete bodosloma girdim,sebze reyonu bizim bim styleni aratmiyordu,heryerde ayni fiyatlar ve mallar senkronize bir bicimde dizilmis,ama arada gozunuzun kaymasi nasibiyle,domatese bakiyorsun,turkiyede de ayni degillmi artik domatesi photoshop guzeli diye aniyorlar ,bagiriyorlar,katil domatesler gercek ;millet guluyordu simdi hatirliyorum da,yuvarlana yuvarlana insanlari yiyerek buyuyen domatesler cok korkutucu yaw,marula baktim marul istanbulda belediyenin sus bitkisi diye ekecegi turden bir sey,maydanoz devasa,salatalikllar devasa
,gecen gun akrep geni havuc iliskisi tartisilirken ekolojik cokusun son ceyreginde yasadiginin farkina variyorsun buyume ve histeriklesmis bir simularccc olmus(uc c uc hilal)
baktim denedim ne tadi var,nede anlasilir bir yani,dusunsen tabi
Gecen gun Rona su haribolardan yiyordu,dedimki cok sagliksiz hemde icindeki maddeler jelatin falan,bana dondu ve aman memetcim herseyde jelatin var,bos ver cos, al sana kibos ,haribos,bu al sana gida sektoru al sana kuresel resesyonun bir bicimimi diye sordum kendime,bu tuketim sisteminde olanakli bir alternatifin olmadigini icsellestirrip kaderimiz haline getirende bizleriz nihayetinde..
burada icten yanmali motor ornegini veriyimde icimde yanmasin,ironi verelim burda motor ya da sistemin motoru nasil islerse her yerdeki motorlarda ona gore calisir.Bir yakit sistemi dusunun,kati yakitla fosil yakitiyla calissin ve yakitin yuzde 80 nini artik olarak uretsin ve bir insan irkida hiz ve kapitalist tutkusu yuzunden bunu yuceltsin,akil kari geliyormu, akil kari gelmiyor bana ,insanca hic degil,daha once twitter a atmistim romarg jenarotorunu yapmis adam esasinda teslanin bir ciziminden ortaya cikmis ,manyetizme ve farkli bobinlerle cok basit bir sistem ve calisiyor ve gercek yuzde yuz elektrik enerjisi ve 0 artik ve enerji sen makinayi elinle durdurana kadar yani senin mudahalene kadar sonsuz bir hareket icinde saliniyor,aristo diyordu ya evrenin hareket ettiricisi primum movens ilk hareket
parcali dusunceler iste,topraga gelelim de yarim kalmasin artik dogaya uyumlu olmayan dusunceler ureten ayni zamandada arada kaldigi icin yakinan insanoglu topraginin kiymeti herseyde oldugu gibi kaybettiginde anlayacak,genetigiyle oynanmis tohum teror tohumudur.tek amacida kapitalist merkeze itaati saglamaktir, o yasamla ilgilenmez,insanlada hele saglikli bir toplumlada ilgilenmedigi de cok acik bu fasistcesistemi surdurerek epeydirde dogal olani somurerek bize secenekler sunuyor, ki bizde oyunu surdurebilelim,bu sekildede surdurebilir bir gelecek icinde korku ve hijyeni o(r)gutluyor bizim sayemizde
senden ricam
bu cagriya kulak ver,uyanik ol ekososyalist kardesim
hayat patentlenemez!!!
Gerçek gıdaya eşit erişim hakkı çocuklarımızın en temel hakkıdır!
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Salı, Kasım 03, 2009
0
yorum
2.11.09
1.11.09
Ekososyalist Bir Manifesto Joel Kovel & Michael Löwy
Bu ekososyalist manifesto fikri, 2001 yılının Eylül ayında Paris yakınlarındaki Vincennes’de ekoloji ve sosyalizm üzerine yapılan bir seminerde Joel Kovel ve Michael Löwy tarafından ortaya atıldı. Hepimiz Gramsci paradoksunun kronik bir örneğinin sıkıntısını çekiyoruz: Eski düzenin gitmekte olduğu (ve uygarlığı beraberinde götürdüğü) ama yenisinin yerine gelmediği bir zamanda yaşıyoruz. Ama en azından bu ilan edilebilir. Üzerimize çöken en ağır gölge ne terör, ne çevrenin tahribatı ne de küresel resesyondur. En ağırı, kapitalist dünya düzenine olanaklı bir alternatifin olmadığını ileri süren içselleşmiş kaderciliktir. Ve biz de, şu andaki kaygı verici uzlaşmayı ve pasif kabullenmeyi kasıtlı olarak reddeden bir dilin bir örneğini kurmayı istedik.
Bununla birlikte bu manifesto, ekososyalizm henüz bir hayalet olmadığından ve herhangi bir somut parti ya da hareketin temelini oluşturmadığından, 1848’deki gözüpeklikten yoksun durumdadır. Bu manifesto yalnızca, mevcut krizi ve onu alt etmek için gerekli koşulları okumaya dayalı bir akıl yürütme hattıdır. Her şeyi bildiğimizi iddia etmiyoruz. Aksine, amacımız diyaloga, tartışmaya, düzeltmelere; her şeyden önce de bu düşüncenin nasıl daha iyi idrak edileceğine dair bir kavrayışa yol açmak. Küresel sermayenin kaotik dünyasında sayısız direniş noktası kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yapıları gereği, bunların birçoğu içerik olarak ekososyalisttir. Bunlar nasıl bir araya getirilebilir? “Ekososyalist bir enternasyonal” tasavvur edebilir miyiz? Hayalet ortaya çıkarılabilir mi?
MANİFESTO
21. yüzyıl bir felaket belirtisi üzerinde açılıyor: Eşi benzeri görülmemiş bir ekolojik çöküş; ve gezegenin geniş bölgelerine (yani Orta Afrika, Ortadoğu, Güney Amerika’nın kuzeybatısı) kangren gibi yayılan ve tüm uluslarda yankısını bulan düşük yoğunluklu, parçalara ayırıcı savaş kümeleriyle ve terörle kuşatılmış kaotik bir dünya düzeni.
Bizce ekoloji krizleri ve toplumsal çöküntüler birbirleriyle yakından ilişkilidir ve aynı yapısal güçlerin değişik görünümleri olarak değerlendirilmelidir. Ekoloji krizleri büyük ölçüde, yeryüzünün ekolojik istikrarsızlığı zaptetme ve bu istikrarsızlığın etkilerini azaltma kapasitesini aşan dizginsiz sanayileşmeden kaynaklanıyor. Toplumsal çöküntüler ise, yolunun üzerinde duran toplumlarda sebep olduğu parçalayıcı etkilerle beraber emperyalizmin küreselleşme olarak bilinen biçiminden kaynaklanıyor. Üstelik bu temel güçler aslında aynı eğilimin değişik görünümleridir ve bunlar bütünü hareket ettiren esas dinamik olarak görülmelidir: Dünyadaki kapitalist sistemin yayılması.
Bu rejimin vahşiliğini örten hafifletmelerin ve propaganda amaçlı yumuşatmaların tümünü reddediyoruz: Sebep olunan ekolojik maliyetlere yeşil dostu gibi bir süs verilmesi, demokrasi ve insan hakları adı altında beşeri maliyetlerin gizlenmesi. Bunun yerine, sermayenin gerçekten ne yaptığını gören bir bakış açısından, ısrarla sermayeye odaklanmanın üzerinde duruyoruz.
Doğaya ve onun ekolojik dengesine dayanarak hareket ediyormuş gibi yapan rejim, kârlılığı sürekli genişletme zorunluluğuyla beraber, ekosistemleri dengeyi bozucu atıklarla karşı karşıya bırakıyor, organizmaların gelişmesini sağlamak için milyarlarca yıl boyunca evrim geçirmiş olan habitatları yok ediyor, kaynakları çarçur ediyor ve doğanın duyulara hitap eden canlığının yerine sermaye birikimi için gerekli olan kaba bir değiş tokuş edilebilirliği koyuyor.
Kendi kaderini tayin, topluluk ve anlamlı bir varoluş doğrultusundaki gereklilikleriyle beraber insanlık cephesinden baktığımızda, sermaye dünyadaki insanların çoğunu salt bir emek gücü deposuna çevirirken geriye kalanların büyük kısmını işe yaramayan baş belaları olarak bir kenara atar. Sermaye, tüketimcilik ve depolitizasyondan oluşan küresel kitle kültürü yoluyla, toplulukların bütünlüğünü ihlal etti ve bu bütünlüğün altını oydu. Servet ve güç eşitsizliklerini insanlık tarihinde görülmemiş bir düzeye getirdi. Yozlaşmış ve körü körüne itaat eden bağımlı devletler (buradaki yerel elitler bastırma görevini yürütürlerken ılımlı kimseleri bu eziyetten esirgediler) ağıyla yakın ilişki içinde hareket etti. Kapitalist merkeze itaati sağlamak amacıyla devasa bir askeri aygıtı beslerken, çevrenin özerkliğini ortadan kaldırmak ve onun borç batağına saplanmasına neden olmak için Batılı güçlerin ve süper güç ABD’nin kapsamlı gözetimi altında, bir ulusötesi örgütler ağını harekete geçirdi.
Mevcut kapitalist sistemin, yarattığı krizlerin üstesinden gelmek şöyle dursun, bunları düzenleyemeyeceğini düşünüyoruz. Bu sistem ekolojik krizi çözemez çünkü bunu yapmak birikimin önüne sınırlar koymayı gerektiriyor, bu da “Büyü ya da Yok Ol” kuralı üzerine kurulu bir sistem için kabul edilemez bir seçenek. Bu sistem terörün ve şiddete dayalı diğer isyan biçimlerinin yarattığı krizi de çözemez çünkü bunu yapmak imparatorluğun mantığını terk etmek anlamına gelir, bu da büyümeye ve imparatorluğun sürdürdüğü “yaşam biçiminin” tamamına kabul edilemez sınırlar koyar. Sistemin geriye kalan tek seçeneği kaba kuvvete başvurmaktır; bu yolla da yabancılaşmayı artırır ve daha fazla terör tohumu … ve daha fazla kontr-terörizm tohumu eker, böylece faşizmin yeni ve ölümcül bir çeşidine evrilir.
Kısacası kapitalist dünya sistemi tarihsel olarak iflas etmiştir. Sistem, alışması imkansız bir imparatorluğa dönüşmüştür ve onun aşırı büyüklüğü, altında yatan güçsüzlüğü ifşa etmektedir. Ekolojinin diliyle, son derece sürdürülemezdir ve temelden değiştirilmelidir, hatta, yaşamaya değer bir gelecek istiyorsak yerine yenisi konmalıdır.
Böylece, vaktiyle Rosa Luxemburg’un ortaya attığı yalın seçenek tekrar gündeme geliyor: Ya Sosyalizm Ya Barbarlık! Şu anda barbarlığın yüzü de, yaşanmakta olan yüzyılın damgasını taşıyor ve ekolojik felaketi, terör ve kontr-terörü ve bunların faşist yozlaşmalarını tasvip ediyor.
Ancak neden sosyalizm? Onun 20. yüzyıldaki yorumcularının kusurları yüzünden sözüm ona tarihin çöp tenekesine atılmış bu kelimeyi canlandırmak neden? Sadece şu sebepten: Ne kadar yenilgiye uğramış ve gerçekleştirilememiş olsa da, sosyalizm kavramı hâlâ sermayenin yerine geçmeyi temsil ediyor. Eğer sermaye yenilgiye uğratılacaksa (ki bu, uygarlığın kendini sürdürmesi için aciliyeti olan bir iş) netice ister istemez “sosyalist” olacaktır çünkü bu terim kapitalizm sonrası bir topluma geçişi belirtir. Eğer sermayenin kesin olarak sürdürülemez olduğunu ve yukarıda ana hatları çizilen barbarlığa dönüştüğünü söylüyorsak, o zaman sermayenin yol açtığı krizleri alt edebilecek bir “sosyalizm” inşa etmemiz gerektiğini de söylüyoruz demektir. Eğer geçmişteki sosyalizmler bunu başaramadıysa ve biz barbarca bir sona boyun eğmeye karşı çıkıyorsak, başarıya ulaşan bir sosyalizm için mücadele etmek bizim yükümlülüğümüzdür. Luxemburg o tarihî alternatifini dile getirdiğinden bu yana barbarlığın yüzyılımızı yansıtan bir biçimde değişmesi gibi, sosyalizmin adının ve gerçekliğinin de günümüz için uygun olması gerekir.
İşte bu sebeplerden dolayı sosyalizm yorumumuzu ekososyalizm olarak adlandırmayı tercih ediyoruz ve kendimizi bunun gerçekleştirilmesine adıyoruz.
NEDEN EKOSOSYALİZM?
Biz ekososyalizmi ekolojik kriz koşullarında, 20. yüzyıldaki “ilk dönem” sosyalizmlerin inkarı değil gerçekleştirilmesi olarak görüyoruz. Ekososyalizm ilk dönemdeki sosyalizmler gibi, sermayenin geçmiş emeğin somutlaşmış hali olduğu anlayışına dayanır ve kendisini bütün üreticilerin özgür gelişimine ya da başka bir deyişle, üreticilerin üretim araçlarından ayrılmasını tersine çevirmeye dayandırır. Mevcut kapitalist güçlerin beslediği düşmanlık koşullarında azgelişmişliğin çeşitli etkilerini özetlemek dışında, bu amacın ilk dönemdeki sosyalizm tarafından uygulanamadığını biliyoruz, bunun sebepleri de burada ele alınamayacak kadar karışık. Bu kritik durumun mevcut sosyalizmler üzerinde sayısız kötü etkisi oldu (en önemlisi, kapitalist üretimcilik doğrultusundaki bir rekabetle beraber içerideki demokrasinin reddi) ve nihai olarak bu toplumların çöküşüne ve doğal çevrelerinin tahrip olmasına yol açtı.
Ekososyalizm ilk dönemdeki sosyalizmin özgürleştirici amaçlarını sürdürür ve hem sosyal demokrasinin yumuşatılmış, reformist hedeflerini hem de sosyalizmin bürokratik biçimlerinin üretimci yapılarını reddeder. Bunun yerine, sosyalist üretimin yolunu ve amacını ekolojik bir çerçevede yeniden tanımlamanın üzerinde durur. Özellikle toplumun sürdürülebilirliği için hayati önemde olan “büyümenin sınırları” konusunda öyle yapar. Şaşırmamak gerekir ki, bunlar kıtlık, sıkıntı ve baskının dayatılması olarak karşılanıyor. Ancak amaç ihtiyaçların dönüşümü ve niceliksel boyuttan uzaklaşılarak niteliksel boyuta doğru keskin bir değişimdir. Meta üretiminin dilinden bu şu anlama gelir: Kullanım değerlerinin değerini değişim değerlerinin üzerinde belirlemek – doğrudan ekonomik faaliyeti temel alan ve geniş kapsamlı bir öneme sahip olan bir tasarı.
Ekolojik üretimin sosyalist koşullar altında yaygınlaştırılması mevcut krizlerin alt edilmesi için uygun bir zemin sağlayabilir. Özgür bir biçimde ortaklık kuran üreticilerden oluşan bir toplum kendi demokratikleşmesini sağlamakla yetinmez. Aynı zamanda tüm varlıkları özgürleştirmeyi ilke ve amaç olarak vurgular. Böylece emperyalist dürtüyü hem öznel hem de nesnel olarak yenilgiye uğratır. Böyle bir amacı gerçekleştirerek bütün egemenlik biçimlerini alt etmek için mücadele eder, özellikle de toplumsal cinsiyet ve ırk konusundakileri. Kökten dinci çarpıklıklara ve onların terör şeklindeki görünümlerine yol açan koşulların ötesine geçer. Doğayla, mevcut koşullar altında tasavvur edilemeyecek ölçüde bir ekolojik uyum içinde bir dünya toplumu öneriliyor. Bu eğilimlerin pratik bir sonucu, örneğin sanayi kapitalizminin ayrılmaz bir parçasını oluşturan fosil yakıtlara olan bağımlılığın yok edilmesi şeklinde ifade edilir. Ve bu daha sonra, petrol emperyalizminin boyunduruk altında tuttuğu toprakların serbest kalmasının maddi temelini oluştururken, ekolojik krizin diğer dertleriyle beraber küresel ısınmanın denetim altına alınmasını sağlayabilir.
Bu tavsiyeler şunları göz önünde bulundurmadan okunamaz: Birincisi, bunların ne kadar pratik ve kuramsal soru ortaya attıklarını; ve ikincisi ve daha cesaret kırıcı olanı, bunların dünyanın şimdiki görünüşünden ne kadar uzak olduklarını (zira mevcut düzen kurumların içine işlemiş ve bilinçlerde yer etmiş durumdadır). Herkesin derhal farkına varması gereken bu hususları ayrıntılarıyla incelememize gerek yok. Ancak bunların kendilerine özgü bakış açısıyla ele alınmaları gerektiği üzerinde ısrarla duracağız. Bizim tasarımız, ne bu yolda atılan her adımı sergilemek ne de sahip olduğu gücün üstünlüğünden dolayı düşmana boyun eğmektir. Tasarımız mevcut düzen için yeterli ve gerekli bir dönüşümün mantığını geliştirmek ve bu amaca yönelik ara adımları geliştirmeye başlamaktır. Bu imkanlar üzerine daha derinlemesine düşünmek ve aynı zamanda bizimle benzer kaygıları paylaşanlarla birlikte faaliyet yürütmeye başlamak için bunu yapıyoruz. Eğer bu savların bir değeri varsa, benzer düşüncelerin ve bu düşünceleri hayata geçirecek pratiklerin tüm dünya yüzeyindeki sayısız yerde birbirleriyle uyum içinde filizlenmesi gerekir. Ekososyalizm ya enternasyonal ve evrensel olacaktır ya da hiç olmayacaktır. Günümüzdeki krizler devrimci fırsatlar olarak görülebilir ve görülmelidir, bunları açığa vurmak ve yaşama geçirmek de bizim görevimizdir.
Paris, Eylül 2001
Çeviren EMRE ERGÜVEN
Bu belge şimdiye kadar Fransızca, İspanyolca ve Japonca’ya çevrildi ve halen tüm dünyada dolaşıyor. Eğer burada ileri sürülen görüşü destekliyorsanız ve Manifestoyla ilgili son gelişmelerden haberdar olmak ve/veya gelişimine katkıda bulunmak istiyorsanız jkovel@prodigy.net ya da WSeasby@cs.com adreslerine bir e-posta gönderin. Teşekkürler.
Gelecek dergisinin Aralık 2005 sayisinda yayimlanmiştir.
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Pazar, Kasım 01, 2009
0
yorum
29.10.09
HAVEYOUATIME????
HAVEYOUATIME? from mehmet dere on Vimeo.
Zaman çılgınsa yavaş yavaş yok ediyorsa
Çılgın olman gerek galipler bölümüne geçmek istiyorsan
Zaman hızlıysa dozer gibi ezip geçiyorsa
Hızlı düşünmen gerek amaçlar uğruna yaşıyorsan
Yeni çağa yeni amaçlar gerek
Yeni amaçlara yeni insanlar gerek
Yeni insanlara yeni vizyonlar gerek
Yeni vizyonlara yeni perspektif gerek
Zaman kör ediyorsa kimliğini elimden alıyorsa
Telaşa kapılma şimdi tek çare sahip çıkmakta
Zaman yamansa üstelik tilki gibi kurnazsa
Kaptırma peyniri ağzından zaman yoksa okur senin canına
İmparator, imparator zaman
İmparator, imparator zaman
İmparator, imparator zaman
İmparator, imparator, imparator zaman
Söz-Müzik: Ahmet
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Perşembe, Ekim 29, 2009
0
yorum
Blog Arşivi
- Kasım 2009 (18)
- Ekim 2009 (20)
- Eylül 2009 (23)
- Ağustos 2009 (17)
- Temmuz 2009 (24)
- Haziran 2009 (20)
- Mayıs 2009 (12)
- Nisan 2009 (20)
- Mart 2009 (22)
- Şubat 2009 (19)
- Ocak 2009 (17)
- Aralık 2008 (16)
- Kasım 2008 (14)
- Ekim 2008 (21)
- Eylül 2008 (16)
- Ağustos 2008 (17)
- Temmuz 2008 (24)
- Haziran 2008 (15)
- Mayıs 2008 (16)
- Nisan 2008 (17)
- Mart 2008 (14)
- Şubat 2008 (17)
- Ocak 2008 (16)
- Aralık 2007 (12)
- Kasım 2007 (10)
- Ekim 2007 (16)
- Eylül 2007 (11)
- Ağustos 2007 (15)
- Temmuz 2007 (12)
- Haziran 2007 (12)
- Mayıs 2007 (20)
- Nisan 2007 (20)
- Mart 2007 (20)
- Şubat 2007 (17)
- Ocak 2007 (18)
- Aralık 2006 (16)
- Kasım 2006 (25)
- Ekim 2006 (27)
- Eylül 2006 (9)
- Ağustos 2006 (1)
- Temmuz 2006 (10)
- Haziran 2006 (5)
about me
- Mr.Dere
- Mr. Dere’s artistic practices are based mainly on the city and whereby he focuses on interventions and observations within local culture of the city.

This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 United States License.