DERECE
10.2.10
8.2.10
Cest la vie,,savoir par coeur n'est pas savoir
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Pazartesi, Şubat 08, 2010
0
yorum
7.2.10
4.2.10
2.2.10
LES MAISON DAURA/01.02.2010
Après avoir été un havre pour Pierre Daura, (Pierre Daura) sa famille et ses amis durant plusieurs décennies, les Maisons Daura accueillent depuis 2005 des artistes sur deux périodes de résidence (printemps et automne). Invités aux Maisons Daura à Saint-Cirq Lapopie, ils pratiquent différentes disciplines, fidèles en cela à l'esprit d'ouverture qui a toujours animé ce lieu du vivant du peintre, inscrivant par là-même le "port" spirituel de Pierre Daura dans le mouvement de l'art actuel.
Les artistes vont se saisir et activer le contexte de ce superbe site médiéval, pour nous surprendre et nous faire partager l'aventure de l'art en train de se faire.
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Salı, Şubat 02, 2010
0
yorum
28.1.10
Deniz cekildiginde kiyida kalan deniz kabuklari gibiyiz...
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Perşembe, Ocak 28, 2010
0
yorum
25.1.10
HAYAT ORKESTRASI PLAYS ''KAR TANELERI''
alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın
alıcı kuşlar gibi başımın üstünde dönüp durmayın
kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
kol kola girip yalnızlığımı vurmayın yüzüme kar taneleri
ah özledim hem de çok özledim ezberledim beklemeyi
özledim hem de çok özledim ezberledim beklemeyi
yollar benim umudumdur yolları kapatmayın
yağmayın yollarıma durun kar taneleri
yollar benim umudumdur yolları kapatmayın
yağmayın yollarıma durun kar taneleri
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Pazartesi, Ocak 25, 2010
0
yorum
24.1.10
20.1.10
18.1.10
Galiba bir donemimi yorumsuz olarak gecirecegim.Benim durumuma kanli canli eski odamda okudugum pyron suphecileri bile halt etmis\dumur oluyorlardir,belki ben kafami toparlayamiyorumdur,belki ruhum astral seyahata artik bavulla cikiyordur yada titresimlerim atmosferi sivi oksijen yakit misali free user rapidli rapidsiz tabiri caizse komur yardimi ile asmaya calisirken kafa ustu cakiliyorddurrr ne biliyim,yeni yilda yeni seyler yazmak ve umutlu olmak istesemde icimden gelmedi ,e gelmeyince pollyannacilik oyanayamiyor insan
Hissettiklerini de yazmayi erteliyor insan,hayat zaten tweetlenesi bir seye donustu belki,ama hayat cabuk geciyor/degisiyor status lerde...Bu yil diger yillar gibi huzunlu ve agir islak kul ve ayakustu sokak arasi bir kahvede televizyona bakarken uzerine sinen o igrenc derin istirap verici (tabi bana gore bekleme haliyle karisik) sigara,tutun kokusu\ aniden en sevdigin kiyafetine yelegine sinen.insanin cikik koseli birden yuzu kocaman granite donusuyor.
beyrut yanarken,Israil her yerde dusman ararken haiti gocmusken filistin her gun olup olup dirilirken ,dunya zaten istikametini sasirmisken icinden bir ses surekli anonsta bana:Senin sorunlarin mi aydinlaticak ucurumlarini.diye soruyor icimde bir yerler mesgul caliyor bu yil.OTE dunyanin sessizligi/terk edilmis yerler yuzler huzunlerin arka bahceleri.dunya gezgin bir paranoyak kendi yorugesinde sevgisi kuvvetli ama unutmadan nefreti de
kan bruges deki isanin kani misali sadece bir gun degil hergun bu ulkede masumlarin /mechullerin alinlarinda pihitlasiyor,tum mechullerde kurban edilmis hayatlarini bu cehennemde isigi aramak adina bu labirentte kaybettiler,sormadan tartisilmadan anlasilmadan hayatlari farkedilmeden susturuldu,oysaki tek eksik tertemiz bir vicdan ve birbirini anlama cabasiydi,Bu ulkede birbirine karsi ahlaki sorumluluk olmadan bir kamu vicdanin varligindan soz edebilirmiyiz???Yok cik ve cirt
Agca mesih /bilge sair sacma soytari yuzuyle bana ne tur bir cehennemde oldugumu hatirlatiyor.Bu mr spock turkce konusmuyor cunku ona neden turkce konusmadigini sorsaniz size uzun parmaklarini havada oynatarak benimki bilginin suskunlugu diyecektir.oysa kendi kurtulusunun mucizesini yasamis biri bu dunyayi kurtarmaya soyunanamaz hemserim,sen neyin kahramanisin?
Cennetinde kusurlar varsa daha cok pencere ac diyor sair ama dedigim gibi bazen insan ne konusmak ne de yazmak istiyor..
Benim dusuce dedigim sey su siralar onumdeki bir kac parca kagit guzel talihime armagan iki uc komur fuzen parcasi,,
Bazen yerinden kipirdamadan ilerler insan...
Hasan Fehmi Bey/Serbesti (İstanbul 6 Nisan 1909)
Ahmet Samim/Sada-yı Millet (İstanbul 19 Temmuz 1910)
Zeki Bey/Şehrah (İstanbul 10 Temmuz 1911)
Şair Hüseyin Kami/Alemdar (Konya 1912 veya 1914)
Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer (İzmir 27 Temmuz 1919)
Silahçı Tahsin/Silah ve Bomba (İstanbul 27 temmuz 1914)
İştirakçi Hilmi/iştirak,Medeniyet (İstanbul 1922)
Ali Kemal/Peyam-ı Sabah (İzmit 1922)
Hikmet Şevket (1930)
Sabahattin Ali/Marko Paşa (Edirne 1948)
Adem Yavuz/Anka Ajansı (Kıbrıs 27 Ağustos 1974)
Ali İhsan Özgür/Politika (İstanbul 21 Kasım 1978)
Cengiz Polatkan/ Hafta Sonu (Ankara 1 Aralık 1978)
Abdi İpekçi/Milliyet (İstanbul 1 Şubat 1979)
İlhan Darendelioğlu/Ortadoğu (İstanbul 19 Kasım 1979)
İsmail Gerçeksöz/Ortadoğu (İstanbul 4 Nisan 1980)
Ümit Kaftancıoğlu/TRT (İstanbul 11 Nisan 1980)
Muzaffer Fevzioğlu/Hizmet (Trabzon 15 Nisan 1980)
Recai Ünal/Demokrat (İstanbul 22 Temmuz 1980)
Mevlüt Işıt/Türkiye (Ankara 1 Haziran 1988)
Seracettin Müftüoğlu/Hürriyet (Nusaybin 29 Haziran 1989)
Sami Başaran/Gazete (İstanbul 7 Kasım 1989)
Kamil Başaran/Gazete (İstanbul 7 Kasım 1989)
Çetin Emeç/Hürriyet (İstanbul 7 Mart 1990)
Turan Dursun/İkibine Doğru veYüzyıl Derg. (İstanbul 4 Eylül 1990)
Gündüz Etil (1991)
Mehmet Sait Erten/Azadi (Denk Diyarbakır 1992)
Halit Güngen/İkibine Doğru (Diyarbakır 18 Şubat 1992)
Cengiz Altun/Yeni Ülke (Batman 25 Şubat 1992)
İzzet Kezer/Sabah (Cizre 23 Mart 1992)
Bülent Ülkü/Körfeze Bakış (Bursa 1 Nisan 1992)
Mecit Akgün/Yeni Ülke (Nusaybin 2 Haziran 1992)
Hafız Akdemir/Özgür Gündem (Diyarbakır 8 Haziran 1992)
Çetin Ababay/ Özgür Halk (Batman 29 Temmuz 1992)
Yahya Orhan/Özgür Gündem (Ceylanpınar 9 Ağustos 1992)
Hüseyin Deniz/Özgür Gündem (Ceylanpınar 9 Ağustos 1992)
Musa Anter/Özgür Gündem (Diyarbakır 20 Eylül 1992)
Yaşar Aktay/Serbest (Hani 9 Kasım 1992)
Hatip Kapçak/Serbest (Mazıdağı 18 Kasım 1992)
Namık Tarancı/Gerçek (Diyarbakır 20 Kasım 1992)
Uğur Mumcu/Cumhuriyet (Ankara 24 Ocak 1993)
Kemal Kılıç/Yeni Ülke (Şanlıurfa 18 şubat 1993)
Mehmet İhsan Karakuş (Silvan 13 Mart 1993)
Ercan Güre/ HHA (20 Mayıs 1993)
İhsan Uygur/Sabah (İstanbul 6 Temmuz 1993)
Rıza Güneşer/Halkın Gücü (14 Temmuz 1993)
Ferhat Tepe/Özgür Gündem (Bitlis 28 Temmuz 1993)
Muzaffer Akkuş/Milliyet (20 Eylül 1993)
Nazım Babaoğlu/Gündem (12 Mart 1994)
Erol Akgün/Devrimci Çözüm (1994)
Onat Kutlar/Cumhuriyet (11 Şubat 1995)
Seyfettin Tepe/Yeni politika (28 Ağustos 1995)
Metin Göktepe/Evrensel (İstanbul 8 Ocak 1996)
Kutlu Adalı /Yeni Düzen (Kıbrıs 8 Temmuz 1996)
Selahattin Turgay Daloğlu (İstanbul 9 Eylül 1996)
Reşat Aydın/AA, TRT (20 Haziran 1997)
Ayşe Sağlam Derince (3 Eylül 1997)
Abdullah Doğan Candan Fm (Konya 13 Temmuz 1997)
Ünal Mesuloğlu/TRT (Manisa 8 Kasım 1997)
Mehmet Topaloğlu Kurtuluş (Adana 1998)
Ahmet Taner Kışlalı Cumhuriyet (Ankara 21 Ekim 1999)
Hrant Dink (19 Ocak 2007)
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Pazartesi, Ocak 18, 2010
0
yorum
17.1.10
10.1.10
Avatar, Bir Ütopya
Avatar, Bir Ütopya
Çağla Cömert
1958’de ölümünden kısa bir süre önce, Andre Bazin İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı sinema üzerine yazılarını tekrar gözden geçirmeye başlar. Aklındaki dört ciltten, 1958’de basılan ilki sinemanın ontolojik temeli üzerinedir veya Bazin’in diliyle, bir gerçekçilik sanatı olarak sinemadır.
Bazin birinci cilde, eğer plastik sanatların psikoanalizi yapılırsa, sanatsal üretimin temelinde ölüyü korumak güdüsüne dayandığını söyleyerek başlar. Eski Mısır dini kurtuluşu bedenin fiziksel varoluşunu sürdürme yolları aramakta görmüştür. Bu zamana karşı direniştir, insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biridir çünkü ölüm, Bazin’in deyişiyle, zamanın zaferidir. Yapay olarak bedeni korumak, mumyalamak, onu zamanın akışından koparmaktır. İlk Mısır heykeli bir mumyadır. Bazin Batı sanatına da içrek gördüğü bu olguyu, mumya kompleksi olarak nitelendirir.
Uygarlığın ilerlemesiyle, mumyalar fotoğrafa dönüştü, plastik sanatlar büyüsel niteliğini yitirdi, günümüzde görüntü üretmek sorusunun ardında yatan neden artık ölümden sonra varoluş değil, daha geniş bir düşünce, gerçeğine öykünen, ancak farklı bir kaderi, dolayısıyla farklı bir ahlakı olan, ütopik bir dünya yaratmak oldu. Platon’un Sokrates’in ağzından dile getirdiği gibi iki dünya vardı, ilki duyularımızla deneyimlediğimiz gerçek dünya, diğeri ise ışık ve kusursuzluğun dünyası. Bazin’e göre, kusursuz dünya arayışı insanın düşünsel kibriyle ilgilidir, ölümle masaya oturan insan, yarattığı ütopya ile ölüme karşı zafer kazanmak ister, plastik sanatlar tarihi öykünmenin öyküsüdür.
Andre Malraux, sinemayı kökleri Barok resmine dayanan, plastik gerçekçiliğin son aşaması olarak nitelendirmiştir. Bazin, resim sanatındaki sembolik ve gerçek arasındaki dengenin, on beşinci yüzyılda form sorununu çözen perspektifin keşfedilmesine bağlar, Leonardo da Vinci’nin Kamera Obscura’sı Niepce’ninkini öncelemiştir. Sanatçı şimdi gerçekte olduğu gibi üç boyutlu bir yanılsama yaratma gücündedir. Sonuç olarak resim iki hedef arasında kalmıştır, biri sembolik olanın nesnenin ötesine geçtiği, ruhsal gerçekliğin dışavurumuyken, diğeri ise dış dünyayı kopya etmektir.
Yanılsamaya duyulan gereksinim, Bazin’e göre, estetik değil psikolojiktir, kökeni aklın büyüye eğiliminde aranmalıdır. Gerçekçilik üzerindeki tartışma estetik ve psikolojik olanın karıştırılmasına dayanan yanlış anlaşılmadan doğar, Bazin’in ‘gerçek gerçekçilik’ dediği dünyaya bir anlam verme arayışıyken, ‘psido gerçekçilik’ gözün kandırılmasına dayanan bir yanılsamadır.
James Cameron’un epik bilimkurgu filmi Avatar’ı üçüncü boyut derinliği yaratmak için iki kameranın kullanıldığı IMAX 3D dijital teknolojisi ile izledim. Neyin gerçek neyin animasyon olduğu ayırt edilemiyor, gördüklerim bende dokunma arzusu doğuruyordu. Ekrandaki yanılsama, gerçek deneyime o denli yakındı ki bundan bir adım ötesinin, yanılsamaların gerçeklik olarak bellekte yer edinmesi, benlik deneyimin bilinçli ya da bilinçdışı yoluyla bellekte yer edilmesi olarak ele alındığında temsili benliklerin gerçek benlikle yer değiştirme olasılığının çok yakın olduğunu düşündüm.
Avatar, sözcük anlamıyla, bilgisayar oyuncusunun öz benliğinin temsili demek, sözcüğün kökeni ise Sanskritçe yeniden doğuş anlamına gelen Avatara’ya dayanıyor. Öz benlik, korku kaynağımız, ya da Lacan’ın Lamella mitinde söylediği gibi semboliğe dökülmeyen ‘canavarımsı’ libido nesnesi, bastırılamayan hayat güdüsü, tüm bunlar Cameron’un Navi figüründe beden bulmuş. Melankolik, mavi renkleri, çeşitli etniklerden derleme süslemeleri, hüzünlü bakışları ve doğayla barışık, anaerkil kültürleriyle Pandora sakinleri, ölümle güdülenen, ölümün pençesindeki insanoğluna bir cevap gibi. Lacan her ne kadar “küçük kadınsı adam” olarak da tanımladığı lamellanın semboliğin dijitalliğiyle tasvir edilmeyeceğini söylese de Cameron, Avatar ütopyasıyla imkânsızı deniyor.
Film, Ortadoğu işgali gibi birçok dünya sorununa, dünya düzenine eleştiri getirirken insanlığı yeni bir ahlak anlayışına çağırıyor ya da daha doğrusu, insanoğlunun yeni bir ahlaka, erdemli bir yaşama duyduğu özlemi yansıtıyor. Ahlak, ötekilerin çağrılarına ve isteklerine verilen bir yanıt, içimizdeki insanlık, Kant’ın buyruğunca, şu an yaşamakta olanların, yaşamış olanların ve henüz doğmamış olanların sesleri olarak algılanırsa, filmdeki kutsal yaşam ağacı birleştirici ethos’un tasviri gibi. Evrensel, birleştirici etik değerlerden mahrum, boşluğa atlamış, koltuk değneklerine mahkûm modern insan ise kendisiyle yüzleşmeye korkarak, ötekine karşı sorumluluğundan kaçınıyor.
Peki, bir yaşam ağacına sahip olmak, içimizdeki tüm ötekilerin seslerine cevap veren bir kültür mümkün mü, Derrida, sınırlı, sonlu varlıklar olarak insanoğlu için bunun olanaksız olduğunu söylüyor. Bunu denemeye kalkışan kişi hemen ölür diyor. Derrida’nın sözlerine paralel olarak, film boyunca ahlaki çelişkisine tanık olduğumuz, iki dünya arasında kalan ve sonunda kendi ırkına ihaneti seçen Jake Sully sevdiği Neytiri’nin kollarında ölmek üzereyken, Navi bedenine geçerek kurtuluyor. Ahlaki imkânsızlığı sunması açısından Cameron’un ütopyası umutsuzluğu yansıtıyor.
Agnes Heller’in deyişiyle, ütopya düzenleyici bir fikirdir ve hiçbir düzenleyici fikir gerçek olasılıklarımızdan kaynaklanan ahlaki sorunları ve ikilemleri halının altına süpüremez. Ve aslında bizi çerçevelemeyi sürdüren şey, gerçek olasılıklarımızdır.
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Pazar, Ocak 10, 2010
1 yorum
8.1.10
"Ipleri gerdim kuleden kuleye; pencereden pencereye; çiçek bezekleri; altın zincirler yıldızdan yıldıza, ve işte dans ediyorum."
A.rimbaud
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Cuma, Ocak 08, 2010
0
yorum
6.1.10
I LOVE RIMBAUD
Bu kozmik yumurtanin sarisi curuk....
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Çarşamba, Ocak 06, 2010
0
yorum
4.1.10
Gönderen
Mr.Dere
zaman:
Pazartesi, Ocak 04, 2010
0
yorum
Blog Arşivi
- Şubat 2010 (5)
- Ocak 2010 (12)
- Aralık 2009 (10)
- Kasım 2009 (21)
- Ekim 2009 (20)
- Eylül 2009 (23)
- Ağustos 2009 (17)
- Temmuz 2009 (24)
- Haziran 2009 (20)
- Mayıs 2009 (12)
- Nisan 2009 (20)
- Mart 2009 (22)
- Şubat 2009 (19)
- Ocak 2009 (17)
- Aralık 2008 (16)
- Kasım 2008 (14)
- Ekim 2008 (21)
- Eylül 2008 (16)
- Ağustos 2008 (17)
- Temmuz 2008 (24)
- Haziran 2008 (15)
- Mayıs 2008 (16)
- Nisan 2008 (17)
- Mart 2008 (14)
- Şubat 2008 (17)
- Ocak 2008 (16)
- Aralık 2007 (12)
- Kasım 2007 (10)
- Ekim 2007 (16)
- Eylül 2007 (11)
- Ağustos 2007 (15)
- Temmuz 2007 (12)
- Haziran 2007 (12)
- Mayıs 2007 (20)
- Nisan 2007 (20)
- Mart 2007 (20)
- Şubat 2007 (17)
- Ocak 2007 (18)
- Aralık 2006 (16)
- Kasım 2006 (25)
- Ekim 2006 (27)
- Eylül 2006 (9)
- Ağustos 2006 (1)
- Temmuz 2006 (9)
- Haziran 2006 (5)
about me
- Mr.Dere
- Mr. Dere’s artistic practices are based mainly on the city and whereby he focuses on interventions and observations within local culture of the city.

This work is licensed under a Creative Commons Attribution-Noncommercial-No Derivative Works 3.0 United States License.






.jpg)