Ana içeriğe atla

Evdeki "Derin" Okul, Mafya Dizileri

Müslüm Yücel

'80'li yıllarda darbenin ağır gölgesi altında gidilen çok partili sistemle birlikte Turgut Özal yastık altında tutulan altınların, kaçak olan markların ve küplerdeki altınların çıkartılmasını ister. Türkiye serbest piyasa ekonomisine geçmiştir, dışa açılmak istemektedir. Bu yıllarda yargı sağlıklı işlemez, yasal yollarla bu iflasın eşiğine gelmiş pek çok kişi ve şirket vardır. Yasal boşluklar, işlemeyen yasalarla birleşir.Tahsil edilmeyen borçlar birikir; alacaklar, verecekler, çekler, senetler mafya üzerinden işlem görmeye başlar. Bundan böyle mafya günlük hayatın bir parçası, bir adalet mekanizmasına döner. Şirketler alacaklarını yasal yollarla değil, çek senet mafyasına giderek tahsil ederler, kişelerin ilk çaldıkları kapı yine mafyadır. Artık bir güç değil, bir sektör gibi işleyen, gayri resmi adalet vardır.[1]

90'lı yıllarda ise çek-senet, devlet ihaleleri, hırsızlık, mal pazarlama, okul çeteleri, kasa hırsızlığı, oto hırsızlığı, fuhuş, göçmen kaçakçılığı, işçi simsarlığı, kara para aklamaları ve benzeri konuların organize bir şekilde yapılanmaya başlandı ve dahası artık her suç örgütü kendi içinde bir şirket gibi çalışmaktadır. Susurluk ile birlikte devletin mafyalaştığı, aslında mafyanında devlet içinde nasıl konumlandığının tipik bir okumasını herkes evinde bir film izler gibi izler.[2]

Kazada ölenler ise Türkiye'nin kanlı tarihinin fotoğrafını verirler; Mehmet Özbay, Abdullah Çatlı'dır. Çatlı, Türkiye'de yapılan pek çok katliam ve cinayetin failidir. "Bahçelievler'de oturan Türkeş'in evinin etrafının temizlenmesi" faileyetlerinin mimarıdır. Çatlı'nın cenaze törenine Muhsin Yazıcıoğlu'ndan, Drej Ali'ye pek çok kişi katılmıştır; MHP'li parlamenterler ön sıradadır. Tekbir sesleri ile kalkan ceset İstiklal Marşı ile gömülmüştür. Çıkan tablo adeta şunu söylemektedir: Devlet, Kürt sorunu ya "hukuk devleti çevçevesinde" ya da ilegal bir örgütle çözecektir. Kazadan sonra pek çok soru gündeme getirmiştir.Çatlı'ya doğrudan Ağar tarafından ruhsatlı silah verilmiştir. Pek çok soru vardır ve Tansu Çiller soruların cevabını vermektense Ağar'ın istifasıyla meselenin üstünü örtecektir; Çatlı ve Çakıcı için o ünlü özdeyişini şöyle tamamlayacaktır: "Bu millet, bu ülke, bu devlet için kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir." [3]

2000'li yıllarda Susurluk'ta ölenlerin ya da benzerlerinin hayat hikayelerini televziyon ve sinemalarda izlenmeye başlar ve mafya Deli Yürek, Kurtlar Vadisi, Marziye, Yılan Hikayesi,Tatlı Kaçıklar, Ana, Alacakaranlık adlı dizilerle hayatı işgal eder; estetize edilmiş mafya babalarının hayat hikayeleriyle günlük hayatımız dolup taşar.

Bir süre sonra bu dizilerden etkilenenler yanlarına üç -beş hemşerisini mafya babası olmaya karar verir. Artık mafya verdiği- yaydığı kültür ile Türkiye'nin bir fotoğrafına döner ve bu fotoğrafa dahil olmak isteyen binlerce insan vardır; “Polat Alemdar gibi adam öldürmek, Yusuf Miroğlu gibi silah çekmek” bu filmlerin müziklerini cep telefonlarına yüklemek, günlük hayatın bir parçasıdır. Altı çizilen delikanlılık, altı çizilen hemşerilik “herkesi” etkiler. Bir güç düzeni olan mafya, güçsüzlerin ruh dünyasını almayı da ihmal etmez.

Mafya, devletin trajik bir şekilde, yetersiz kaldığı topraklarda, devletin yerine geçer. Onun işini görür. Mafya bir ekonomik düzendir. Öteden beri karanlık eylemlerle bağlantılıdır ve düzenli bir verim ve kazanç sağlar. Mafya, bir suç örgütü olarak Sicilya değerlerini kullanır ve onları da aşar. Hemşehrilik, anlayışının erimeye yüz tuttuğu, bir topluluğa bağlı olma gereksiminin güç kazandığı bir dünyada mafya, gelecek umudu veren bir modeldir.[4]

Mafya ya da mafya babası tanımlaması 60'lı yılların ortaları ve 70'li yıllar için geçerlidir.
Seksenli yıllarda ortaya çıkan ve tıpkı Sicilya mafyası gibi yapılanan ailelerin işlevi ve niteliği Susurluk'ta bir kez daha ortaya çıkıyor. Baba,"kabadayılığın bir üst aşaması" değildir artık ve devletin içinde yer alan karanlık kimselerle ilişki kurmadan ne kimse madara edilebilir, ne de racon kesmek mümkündür.

90'lı yıllarda ise bir ülkücü baba furyası başladı. Dergilerde boy gösteren, gazetelerde demeçleri yayımlanan pek çok kimse baba olduğunu çekinmeden söylemeye başlar.
Ülkücü baba ve ülkücü mafyanın telaffuzu Alladdin Çakıcı ile başlıyor.Çakıcı bir yandan sol ile bir "kan davasının" olduğunu söylüyor, diğer yandan gazinolarda sahnedeki sanatçıya defalarca "Çırpınırdı Karadeniz" türküsünü söyletiyor. Adı seksen sonrası 41 kişinin ölümü ve çok sayıda kişinin yaralanmasına karışan Çakıcı'nın ilk baba rolünü ise spor aracığıyla kazanıyor. Beşiktaş Kulübü'nün seçimlerinde, eski MİT mensubu Süleyman Seba başkan olacak; Çakıcı seçimlerin yapılacağı salonun "güvenliğini" sağlıyor. Çakıcı'nın devlet adına Lübnan'daki Ermeni kamplarının basılmasıyla ilgili olarak Kenan Evren belki de bilmeden mafyanın başka bir tanımını da yapıyor, şöyle diyor Evren, " MİT Çakıcı'yı kullanmış olabilir. Bazan yararlı olacaksa bu tür adamlar kullanılabilir." 91'den sonra Çakıcı'nın ismi sıkça basında sıkça geçmeye başlıyor. [5]

Ülkücü babaların ortaya çıkması açısından resmi bir tarihçede sunulmuyor değil. Ülkücülerin baba sıfatıyla 82'de başlayan bankerlik furyasıyla ortaya çıktıkları, alacaklara karşı bir "milli cephe" oluşturdukları vs balon ifadelerle bir tarih kuruluyor ve nedense Özal'ın prensleriyle aralanan mafya perdesinin son sahnesi olan Susurluk'un ortaya çıkardığı "mafya ve devlet" ilişkileri göz ardı ediliyor. Çok abartılan çek ve senet tahsilinin babaların değil, mafya jokeylerinin işleri olduğu unutuluyor.

90'lı yılların sonunda "geleneksel" babalar ile ülkücüler arasında garip bir çatışma başlıyor. Bir iç hesaplaşma değildir bu; Haziran 1988'de Çiftkurt Otomotiv Galerisi'nde bir araya gelen babalar "racon bilmeyen" bu çocuklarla uğraşmaktansa, yollarını ayırıyorlar. MHP ise mafya kelimesinden bile rahatsız olduğunu dile getiriyor. Bizzat Türkeş, 1990'da, ülkücü ile mafyanın bir araya gelmeyeceğini, hatta "ülkücüye mafya demenin bile, bühtan" olduğunu söylüyor.[6]

Ülkücü mafya, Öcalan'ın Türkiye getirilmesi ve ardından MHP'nin iktidar ortağı olmasıyla bir bakıma yeraltından çekildi.

2000'li yıllarda yoğun olarak hayatımıza giren ve yapılan yayınlarla kimi zaman kahraman, kimi zaman da gerçek yüzlerine tanık olduğumuz babalar yavaş yavaş kaybolmaya başladı. 80 darbesiyle başlayan "ülkücü mafyanın krallığı" belki de Çatlı'nın ölmesi, Ağca ve Çakıcı'nın hapiste olması, Mehmet Ağar'ın politikaya soyunmasıyla sona erdi.

Ancak yaratıcı zeka mafyanın "cezbeden" hayat hikayesini, bir başka yoldan gündeme getirmede gecikmedi. Televizyon bu anlamda, mafya ve babalara olan açlığı doyurdu. Bir yanda eski Türk filmlerinde ortaya çıkan kabadayı figürleri kullanıldı, diğer yandan devletin gizli çekmecelerinde dönüp duran mafya hesapları ile dikkatler TV'ye kilitlendi. Sonuçta söz konusu edilenler hep devlet için iyi işler yapan, iyi adamlardı, genel figür bu oldu.

İLK MAFYA DİZİSİ

Türk televizyonlarında ilk mafya dizisi Deli Yürek'tir;1998'de ATV'de gösterilen dizinin yönetmeni ise Osman Sınav'dır. Sınav'ın kamerasına zamanla Kurtlar Vadisi, Acı Hayat ve Pusat gibi farklı boyutları olan mafya dizileri eklenir.

Deli Yürek, keskin bir nişancının askerliğini bitirdikten sonra memleketi olan İstanbul'a gelmesi, otobüsten iner inmez birkaç kişiyi öldürmesiyle başlar. Kabadayı filmlerindeki "kabadayının kente girişi" mazbutuna uyan bir çıkıştır bu. Bir süre sonra esas işi tamircilik olan Yusuf Miroğlu, babasının yakın arkadaşı olan bir mafya babası Kara Ahmet’le (Bulut Aras) gündeme gelir, ama ayrıntı verilmez. Bir süre sonra Miroğlu, Bulut Aras gibi emektar bir sinema oyuncusunu ağaca bağlar; Türk sinema ve tiyatrosuna parasızlık payesinden kesilen ilk racon budur; bunu yapan erkek güzellik yarışmasında (Best Model Of The Work Yarışması) birinci olan Kenan İmirzalıoğlu adlı bir mankendir.

Kara Ahmet, Deli Yürek'te namlı bir kabadayıdır ama devletle ilişkileri iyidir; Ağabey'in kabadayılar alemi içinde "kendine seçtiği", kendi eli, ayağı yaptığı bir kişidir.

Ağabey, kimine göre Mehmet Ağar, kimine göre İbrahim Şahin, kimine göre ise hayaldir. Bir süre sonra Kara Ahmet, o namlı kabadayı öldürülür.Dizinin genel formatı içinde bu ölüm, Ağabey tarafından artık kabadayının işe yaramamasıdır. (Bir kabadayının ölmesi ile yerine devletin arzuladığı kişinin gelmesi Kurtlar Vadisi’nde de geçer) Kara Ahmet’in ölümüyle, adamları Miroğlu'nun yanına geçerler. Ağabey ise keskin nişancı olan, attığını vuran, hatta yine namlı başka bir kabadayının sırtını duvara dayayıp, kurşunlarla resim yapan Miroğlu'na ciddi bir sempati besler, onunla birlikte çalışmak ister. Kızı da ona aşık olunca, akrabalık ilişkileri ve derin devlet bir ceviz gibi kabuk içine sığar. Tek sorun, Miroğlu kendi yasalarına göre hareket etmesidir, ki bu yasanın ilk emri şudur:Ben kimseden emir almam. Bu sözler karşısında Ağabey, Miroğlu'na daha bir derinden bağlanır ve bu bağlılık sürer. Ağabey, derin devletin bir diğer ayağı olan Turgay Atacan tarafından kızağa alınınca bu hayranlık daha da büyür, ikisi aynı adama karşı savaşırlar.

Konuyu bin sayfa anlatabiliriz. Miroğlu bütün hasımları tarafından kuşatılırken, devreye başka biri giriyor. Bu kişi hem Ağabey, hem de Turgay Atacan'ın üstündedir, daha doğrusu üstünde olmasa da, onlara söz söyleyecek kapasitedir.

Dizinin yeni devreye giren, tuttuğunu tersine çeviren yeni adamı gaipten değil, savaş'ın içinden gelmiştir, askerde Miroğlu'nun komutanıdır. Başparmak kırılarak nasıl kelepçeden kurtulacağını, gerillanın nasıl öldürüldüğünü öğreten budur, adı Bozo'dur; mekanı dağlardır, işi savaşı yürütmektir, bu yüzden kentte olup bitenlere kızıyor, hatta, Ağabey ve Turgay Atacan gibi kimseleri "iş yaptığını zanneden" kimseler olarak tanımlıyor. Adı, Bozo. Böylece Türk TV’lerinde, ilk kez Kürtçe bir isim telaffuz ediliyor. Dizinin kahramanlarının maceralarına sonradan "İsrail karşıtı" olduğunu tahmin edilen bölümler eklendi ve dizi bir bakıma gizli servis elemanlarının ağzından çıkan, özü Attila İlhan'a ait bir sözlüyle sona erdi: Hayal Kuran son Türk Mustafa Kemal'di.

Tüketim ağında Deli Yürek yüzüğü, sahte bile olsa tabancası, posterleri ayrı bir sektör olarak sürmüştür. Deli Yürek pek çok dizi gibi verilen ara bölümde film oldu: Deli Yürek Bumerang Cehennemi. Filmin kimi bölümlerinde geri dönüşlerle Miroğlu- Bozo ilişkisi anlatılır.Askerin, gerilla karşısında verdiği mücadele... Bir sahne ilginçtir Bozo bir kişiyi sorgulamadan ağzına namluyu koyar, kurşunu sıkar. Adam doğru dürüst Türkçe bilmemektedir, "valla billa bilmirem" der sadece. Bozo'nun ağzına namluyu koyup öldürdüğü kimsenin kimliği, ulusu hiç de önemli değildir. İnsan onuru bu kadar aşağılanamaz. Dağın hukuku açısından ise sahne filmin hitap ettiği kitleyi ve beslendiği siyasal düşünceyi açıklar.Yapılan bir film dahi olsa, sergilenen bir oyun değildir. Vahşet burada bir gerçeklik olarak okunamaz. Savaş dinini tipik müritleri bile değillerdir bunlar. Filmin konusu ve genel akışı içinde ağzına namlu sürülen kimse ihanet etmiştir. Yasası ağza mermi sürülen bu adaletle de yargılanmıştır, böyle bir adalete kim itaat eder? Ve sormak gerek böylesi elleri kolları bağlı ve silah tehdidi altında olan bir kimsenin söylediği doğru ya da yalan gerçekten doğru ya da yalan olabilir mi? Dahası ülkücü olarak kendini atfeden kimi sitelerde Bozo'nun ağza silah koyarak söylediği sözler, birer ata sözüne bürünmüşlerdir. Söz şöyle: İntikam gecikebilir ama yaşlanmaz. Bayrağın üzerine an dolsun ki! Bu vatanın ekmeğini yiyip, bu vatana ihanet eden, bir gün ekmeği yedikleri yerden kurşunu yiyecekler.

ACI HAYAT

Acı Hayat, Metin Erksan'ın 1963'te çektiği önemli işçi filmlerinden biridir: Güzel bir aşk ve işçi filmi olan Acı Hayat, Osman Sınav'ın dehasıyla mafya dizisine dönüşür. Milliyetçilik bu sefer, Türkiye ve Rusya'da ezilen Türklerin sınırlarını aşar, Kosova'ya kadar uzanır; dizinin kahramanı Kosovalı namıyla yürür.Dizinin girişi silah ve kan damlayan beyaz gülle yapılır.
Erksan'ın Acı Hayat filminin kahramanı tersane işçisidir, adı Mehmet'tir; Mehmet'i Ayhan ışık oynar. Mehmet manikürcü bir kıza, Türkan Şoray'a tutulur.Tersane işçisi ile manikürcü kızın aşkı bir süre sonra zengin bir adamın kızla birlikte olmasıyla devam eder. Güzel ve bugün bile anıldığı zaman izleyenlerde buruk bir tebessüm bırakan Acı Hayat, Oysan Sınav tarafından 2006 yılında tv dizisi olarak tekrar çekildi; Ayhan Işık'ın rolü Kenan İmirzalıoğlu'na verilir.

Erksan, Acı Hayat için alışılmışın dışında bir aşk filmi yapmak istediğini söyler ve esas amacının "Toplumda sınıf değiştirmenin kişinin davranışları üzerindeki etkilerini ele" almak olduğunu belirtirken; Osman Sınav bu güzel filmi entrikalar cehennemine çevirir. Nermin zengin biriyle evlenince araya kan davası girer. Nermin'in kocası ve kayınbabası Kosovalı'yı öldüresiye döverler. Tesadüf bu ya onu döven Kervancıoğulları yıllar önce bir komiserin karısını ve çocuklarını da öldürmüşlerdir ve şimdi bir mezarlıkta yaşayan bu komiser Kosovalı'nın yaralarını iyileştirecektir; talim terbiye verecektir, silah nasıl kullanılır, adam nasıl dövülür gibi derslerle de bu iyileştirme işlemini hızlandıracaktır. Kısa sürede Kosovalı Kervancıoğulları’nın kervanlarını basar ve aldığı parayla bir şirket kurar, artık onlar kadar zengindir; Kervancıoğulları ise sürekli mafya babalarıyla ilişki kurarlar Kosovalı'yı yok etmek için. Tabii bir de Kervancıoğulları’nın kızları vardır, Kosovalı'ya aşık olur vs. Kervancıoğulları sıkça mafyaya başvururlar. Tuttukları adamlar her seferinde madara olurlar. Dizide çizilen mafya babaları, ailenin tetikçileridirler ve hepsi aksanlı konuşurlar, Doğulu oldukları anlarız. "Bak Kosovalı ben diyem, bak Kosovalı gel elımi öp, bitsin bu ış" gibi cümleler kurarlar sıkça. Anlarız söz konusu edilen kabadayı, tetikçi, mafya adamları İstanbul'a göç etmişlerdir ve artık zengin aileleri koruyarak yaşamlarını sürdürmektedirler. İşleri "zenginlerin" kirlerini yıkamaktır. Kosovalı Mehmet, bu aksanlı, Kürt oldukları şivelerinde yazılı adamlara etek giydirir, ağza silah koymanın ikinci fırkasıdır bu.

KURTLAR VADİSİ

Deli Yürek'in bitmesinden sonra, Osman Sınav'ın "dehasının" ürünü olan Kurtlar Vadisi ile Türkiye çalkalandı. Dizinin başrollerinde Necati Şaşmaz, Özgü Namal ve pek çok tiyatro emekçisi yer aldı, İstemi Betil bunlardan biriydi. Kurtlar Vadisi özel TV'lerin en çok izlenen dizisi oldu;15 Ocak 2003'te yayına başlayan dizinin 55'inci bölümünde Osman Sınav ayrıldı, buna rağmen dizi SHOW TV yöneticileri tarafından sürdürüldü. Kurtlar Vadisi SHOW TV'de yayımlandığı sırada en büyük eleştirileri yapan Doğan Gurubu 2006'da diziyi satın aldı; üstelik, dizinin her bölümüne 475 milyar lira ödeyerek, bugüne kadar hiçbir dizeye ayrılmayan bütçeyi ayırararak bu transfer gerçekleşti. İlk başta, "bu bir mafya dizisidir" anonsuyla açılan dizi, Kanal D'ye geçerken sloganını değiştirdi, Kemal Tahir'in ünlü Kurt Kanunu romanından bir "atasözü" ile açılmaya başlandı: Kurtluktan düşeni yemek kanundur. Kanal D'de gösterilen bölümleri ile birlikte, toplam 97 bölüm çekilen dizi Sharon Stone ve Andy Garcia'nında rol aldığı bir bölümle sona erdi, ancak dizi daha sonra Kurtlar Vadisi Terör ve Kurtlar Vadisi Pusu ile devam etti. Kurtlar Vadisi Terör, bir bölümle sınırlı kaldı, Pusu ise devam ediyor. Dizinin tatilde olduğu bir zaman diliminde Kurtlar Vadisi Irak çekildi; filmi, Emine Erdoğan’dan Muhsin Yazıcıoğlu’na kadar pek çok kimse izledi.

Kurtlar Vadisi bir Türkiye komedisi ile sona erdi; elliden fazla karakter, beş yüzden fazla figüranın öldürüldüğü dizinin kahramanı Polat Alemdar, işlediği bütün cinayetleri mahkemede vatan için işlediğini söyledi ve cam kafesten çıkartılıp, verilen ara kararla üç arkadaşı ile birlikte azat oldu. Polat sırtında paltosu yanında fedaileri ile mahkemeden çıktı ve bir zamanların, bir nevi mafyaya beraat kararı olan başbakan Tansu Çiller'e ait şu sözünü hatırlattı: Vatan için kurşun yiyen de, atanda şereflidir.

Pek çok ilk, Kurtlar Vadisi ile gerçekleşmiştir.Türkiye'de ilk kez bir dizi, milli maçtan daha fazla izlenmiştir. Türkiye'de ilk kez bir dizi de ölen kahraman için namaz kılınmış, gençler kendi aralarında yaptıkları futbol müsabakalarında "Süleyman Çakır için bir dakikalık saygı duruşuna" davet edilmişlerdir. Dizi ile ilgili yapılan bir haberlerde, kadınların Süleyman Çakır ve Polat Alemdar gibi erkekleri seçtiklerinin altı çizilmiş; Çocuklar Duymasın dizisinde Taş Fırın Türk erkeği diye sunulan Tamer Karadağlı'nın, "taş fırın" olma kriterleri, karısının her sözüne uymayan, futbol izleyen, kebap yiyen bir tip olarak karşımıza çıkarken, Kurtlar Vadisi, taş fırın erkeği raconun fırınında pişirmiştir, yeni bir tanım getirmiştir: Silah, giz, ölüm, keskin nişan, ameliyatla değişen bir yüz, kanlı baskınlar yapan adamlar vs.

Kurtlar Vadisi'nde kimin kim olduğu ise uzun zaman Türkiye'nin gündemi olmuştur. Süleyman Çakır, Cerehpaşa ekibi tarafından kurşunlanırken, tartışılan tek konu vardır: Çakır yaşasın mı, ölsün mü? Sonuçta dizinin ekibi ölümüne karar vermiş ve Çakır ölmüştür. Polat ise bir gecede altı mafya babasını öldürerek, Çakır'ın intikamını almış, mafya arasında büyük bir yükselişe geçmiştir. Artık görevli olarak girdiği yeraltı dünyası yoktur, tümüyle bir mafya aleminin elamanı vardır.

Her bölümde kan ve vahşetin normal bir akış içinde izlendiği dizide kimin kim olduğu ise sürekli gündeme gelmiştir ve bu konuda çeşitli spekülasyonlar yapılmıştır. Çakır kimdi, yapılan yorumlara göre Alaaddin Çakıcı'ydı; kayan babası Laz Ziya ise Dündar Kılıç'a benzemektedir: Dündar Kılıç'ın kızının, Çakıcı'nın eşi olmasıyla bu bağlantı kurulmaktadır, dizi de de Çakır, Laz Ziya'nın damadıdır. Polat Alemdar ise bileşke bir isimdir; tek başına bir kahraman değil, toplu olarak aynı havanda dövülen pek çok kahramandır, ruhu ve eylemleriyle bütün kahramanların soluğunu taşımaktadır, kimine göre Abdullah Çatlı'dır.

Çakır karakteri ile Çakıcı ya da Çatlı'ya duyulan hayranlık, bir süre sonra RTÜK'e kimi ihbarların yapılmasına neden olmuştur, sonuçta dizinin "kurmayları" Çakır'ı öldürerek, bu meseleyi hal etmişlerdir. Osman Sınav, "kantarın topuzunu biraz fazla" kaçırdığını söylemiş ve diziden ayrılmıştır. Ancak Çakır ölmüş, Alladdin Çakıcı bu öldürmeye razı olmamıştır. Çakıcı, MİT'e yazdığı iddia edilen bir mektupta, başka bir cezaevinde bulunan Nuriş adlı bir kişinin bir devlet adamını öldüreceğini iddia etmiştir. Bunun üzerine, Nuri ve Vedat Ergin kardeşler, avukatları Hikmet Çarboğa aracılığıyla bir açıklama yapmışlardır. Av. Çarboğa yaptığı açıklamada şunları söylemiştir: "Osman Sınav'a Cerahpaşalılar tiplemelerinin müvekillerimle özdeşleştirildiğini söyledim. Cani, çocuk öldüren ve uyuşturucu işi yapan tiplemelerle müvekillerimin alakası olmadığını söyledim. Osman Sınav benzetmeleri kabul etmedi. Baskımız sonunda Çakır'ı dizide öldürmek zorunda kaldı.Çakıcı 'da dizide ki Çakır'ın kendisi olmadığını açıklamış, ama dizi de Halit, tarafından öldürülme sahnesini sindiremeyerek, hayali seneryolarla devlet birimlerini müvekillerimin üzerine yönetlmiştir." (Milliyet, 17 Ağustos 2004)

Dizi ile ilgili tartışmalar bununla da sınırlı kalmadı. MİT, Kurtlar Vadisi ile ilgili bir rapor hazırladı, raporun kimi bölümleri gazetelerde yayımlandı. Rapora göre dizinin senaristi Raci Şaşmaz ve yönetmeni Osman Sınav dizide kullanılan bilgileri Jandarma İstihbarat Birimleri'nde bulunan bir üst yetkiliden alıyorlar. Osman Sınav'ın ülkücü olduğu, Mehmet Ağar ile iyi dost olduklarının da altı çiziliyordu. Ayrıca raporda, Nuri Ergin'in dizideki tiplemeleri dikte ettiği, dizinin Çakıcı'nın hayatını anlattığı, Kadiri Tarikatı liderlerinden Abdülkadir Şaşmaz'ın diziyi yönlendirdiği ifade ediliyor. Dizinin danışmanı Soner Yalçın ve Osman Sınav söz konusu iddiaları "abuk subuk" olarak değerlendirirken, dizinin senaristleri Bahadır Özener ve Raci Şaşmaz yapılan tartışmalara katılmadılar. (Bkz., Milliyet, 19 Mayıs 2005)

Dizinin diğer bir önemli karekteri Aslan Bey'dir. Aslan Bey'in ölümünden sonra, Polat'ın yardımcısı olduğunu öğrendiğimiz Abdülley ise Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'a benzetilmiştir; dağda kalmıştır, savaşmıştır, sonradan Abdüley'in Kürt olduğu ortaya çıkacaktır. Pala, Korkut Eken'dir. Dizinin ağa modlu, kentte baba olmuş, uyuşturucu işiyle uğraşan adamı Hüsrev Ağa ise Abuzer Uğurlu'ya benzemektedir.Uyuşturucu işiyle uğraşan diğer bir kişi de Testere Necmi'dir, o da Sarı Avni, diğer adıyla Musulluludır. Dizide azınlıklar da yok değildir, vardır; Kirkor Terzioğlu, Nayan Garipoğlu'dur, Samuel Vanunu, Üzeyir Garih'tir, İplikçi Nedim, Nesim Malki. Karahanlı ise Baron olarak sürekli Mason locasına gider, onun için Mehmet Ağar diyenlerde vardır. Kürtlerde vardır bu dizide; Kürt Bedo, Kürt İdris'i çağrıştırır. Halo, Holanda'da, cezaevinden İtalya mafyası tarafından helikopterle kaçırılan Halil Havar'a benzese de konuşması ve davranışlarıyla Kürttür. Kirve'nin Sedat Emin Bucak olduğu söylenmektedir. İsimlere yapılan vurgularda yok değildir, sözgelimi Behiç Türkcan, Behçet Cantürk'ü çağrıştırır; Barış Bulmaz, Savaş Buldan'ı...[7]

Kurtlar Vadisi'nin ilk 55 bölümünde toplam 411 cinayet, 152 yaralama, 137 saldırı, 147 dayak, 155 tokat, 175 kavga, 110 işkence, 3 tecavüz, 191 taciz, 145 silah kullanma, 226 silah gösterme, 111 silahlı çatışma, 3 bombalama, 4 adam kaçırma, 145 küfür, 174 tehdit, 149 dolaylı tehdit yer almıştır. Ayrıca dizi de iki defa ip kullanılmıştır. İlkinde Laz Ziya kendisine ihanet eden karısı için bir idam tasarlamıştır. Kadın ipi boynuna geçirir, oy Asiye’m türküsü eşliğinde infaz gerçekleşir. Laz Ziya'nın yakın adamlarından biri yine intihar eder, çünkü artık iş görmeyecek kadar yaşlanmıştır.

Türkiye'de yakın döneminin en önemli olayı kuşkusuz Susurluk Kazası'dır.Bu kazadan sonra devlet ve mafya ilişkileri siyasal partilerle başlayan, dizilerle devam eden bir furya ile kutsanmıştır. Kutsanan bu furya iki şeyi beslemiştir: Şiddet ve milliyetçilik. Kurtlar Vadisi ile mafya evdeki göz olan TV aracılığıyla aklanmıştır; mafya, devletin mücadele etmesi gereken bir kurumken; dizide mafyayı ortadan kaldırmak için devletin yüz ameliyatı ile mafya yetiştirdiği 55 bölüm boyunca büyük reytinglerle izlenmiştir. Polat devletin adamı olarak, devletin çıkarlarını koruyan milliyetçi bir dil ile mafyalaşan devlet görevlisini oynar ve yaptığı her şey doğalmış gibi sunulur.Milliyetçi öğelerde beslenen dizi parti programı gibi sunulur; 55 bölümde vatan kelimesi mafya tarafından toplam 128, millet 142, bayrak 240, kan 13, feda 144, ülke 164, onur 123, ordu 255, harita 313, din 299, onlar (Yahudi, Amerikalı, Rus ve Kürt) 513, hilal 117 kez kullanılmıştır ve bütün bu kullanımlar eylemlerle belgelenmiştir. [8]

Türkler dışında yer alan herkes kötüdür, daha doğrusu derin devletin temsilen Polat Alemdar'ın cinayetlerine ortak olmayan herkes kötüdür. Kürtler uyuşturucu, kadın ticareti, kara para, mafya, düzenbaz, değnekçi olarak tanıtılmaktadırlar. Hüsver Ağa, adı üstünde ağa olarak bilinmektedir, köyü ve toprağı sürekli çeker onu, yaptığı iş uyuşturucu ticaretidir.Uyuşturucu üreten bir atölyesi bile vardır, yanındaki koruması adı pek ifade edilmese de konuşma biçimiyle kırma bir Kürttür; Diyarbakır küççelerinde büyümüştür, Molla Mustafa Barzani ile iş yapmış, ama yeni gelen oğlu Mesut’a pek kanı kaynamamıştır. Kürt Bedo, Kürt İdris'i çağrıştırır, kirli işlerin adamıdır, yapan ve kirli işleri organize eden bir karakterdir. Halo, Holanda'da, cezaevinden İtalya mafyası tarafından helikopterle kaçırılan Halil Havar'a benzese de konuşması ve davranışlarıyla Kürttür. Halo'nun en büyük işi sınır güvenliğidir, uyuşturucunun rahat giriş çıkış yapmasını sağlar. Behiç Türkcan ve Barış Bulmaz yine uyuşturucu işiyle uğraşırlar.

Dizide Kirkor Terzioğlu, Samuel Vanunu ve İplikçi Nedim gibi dinsel azınlıklar yer almaktadır. Benedıct Anderson'ın ifade ettiği gibi "Naziler için Yanudiler nasıl ki hep sahtekar" olarak adlandırılmışlarsa, dizide azınlıklarda aynı şekilde anlatılmaktadırlar. Azınlıkların tümü "kirli" parayla ilişki içindedirler. İplikçi kirli paraların damıtıldığı, ardından piyasaya sürüldüğü bir merkezdir. Başka bir Ermeni vardır, dizide Polat yüzük parmağını keser, adamın işi kirli paranın kasası olmaktır. Samuel Yahudi'dir, Mossad ile gizli ilişkileri vardır, Türkiye'nin altını oymaktadır. Azınlıkların en zayıf noktası kadındır. Samuel'in karısı onu aldatır, Laz Ziya bu aldatmayı önemli bir koz gibi elinde tutar. Dizide, övgü adına Laz'larda aşağılanmaktadır. Laz Ziya tipiyle mert ve yiğit bir karakter yaratılmaya çalışılırken, diğer yandan bu tipe yüklenen anlamlar genel Laz tipine uymaz. Laz Ziya karısını öldürür, içten sevmesine rağmen annesini özleyen kızına düşmanlık besler, cinayetler işler, hep öldüren bir kimsedir. Cinayetler, kirli işler Laz'ın mert ve yiğit kimliği altında sunulmuştur.

Dizide "Türkün Türk’ten başka dostu yoktur" sözü Türk olmayanların kötülüğü ile anlatılmıştır. Pek çok devlet, başta İsrail, Rusya ve Amerika'nın Türkiye ile ilgili ciddi hesapları vardır ve bu devletler Türkiye'yi yıkmak için çeşitli yollara başvurmaktadırlar. Ermeniler kara para aklarken, Yahudiler ticaretle, Kürtler içten Türkiye'yi yıkmak isteyenlerdir. Polat Alemdar bir bakıma Nihal Atsız'ın modern bir biçimidir, o bütün iç ve dış düşmanlara karşı "kalem, fırça, mermer nedir, birer oyuncak, şaheserler süngülerle yazılır ancak" der gibidir.

Dizi pek çok kesim tarafından izlenmiştir, ilgi görmüştür. İlginin nedenini Jean Remo başka bir örnekle açıklamaktadır.Kurtlar İmparatorluğu, Christopher Grange'nin bestseller aynı adlı sinemaya uyarlandı.Filmin başrol oyuncusu Jean Remo filmle ilgili olarak ülkücülerden yardım aldıklarını söylüyor.Filmin bir bölümü Türkiye'de çekildi. Ülkücüler filmde kendi güçlerini gördükleri için sevinmişler.Kurtlar Vadisi'nde de benzer bir durum vardı. Dizi ara verip, bir sinema filmliyle taçlanınca, filmin galası ülkücülerin ve AKP’lilerin gövde gösterisine dönüştü; Tayip Erdoğan’ın eşi Emine’nin diziye ilgisi günlerce TV’de konuşuldu. Sinema salonları filmin izlendiği ilk günlerde filmin oyuncuları gibi giyinen erkeklerle doldu taştı.

Dizide milliyetçiliğin bütün özellikleri sinmiştir. Türk kimliği bayrak, millet, harita vb göstergelerle ifade edilirken, vatanın savunması için önerilen söz ve eylemler şöyledir; silah kullanmak, keskin nişancı olmak, kendini feda etmek, bayrağa bakıp duygulanmak, yabancı düşmanlara karşı yapılan eylemlerde onur duymak, bundan gururlu olmayı çıkartmak her karede sunulmuştur. Her şey emir ve itaat üzerinedir.Memati bir bölümde Polat'a itiraz eder, itaatı bozar, bir fabrikayı basar, sonra eli boş geri döner. Polat kendisine yanlış yapan adamı bağışlar, ancak bu bağışlamak, Memati'nin ona ölümüne bağlı olmasını da beraberinde getirir. Milliyetçilik din ve hemşerilik üzerinden kimi zaman konuşur. Laz Ziya iki kimliği barındırır: Hemşeri ve kirli işler.Laz Ziya yaptığı kirli işlerle küçük eleştirilere uğrarken, hemşerilik ve hemşeriliğe yaptığı atıflarla alkışlanır, olumlu bir tip olarak karşılanır, silah ve toprak üzerine söylediği özlü söz, yaptığı önemli eylemler vardır. Namus adamı olarak çizilir Laz Ziya. Kendisine ihanet eden karısını hala sever, hatta başka bir kadını bir daha sevmemiştir. Kadını öldürmesiyle namusunu temizleyen bir namusludur. Kızı ise olumsuz bir tiptir, annesinin intikamını Laz Ziya'nın düşmanlarıyla yatarak alır; ancak o da kardeşi tarafından öldürülerek, kökten bir namusluluk gündeme gelir.Laz Ziya kızın ölümüyle ilgili olarak, cinayet işleyen kızına şunu söyler: Şimdi baba kız olduk. Laz Ziya bu cinayet işleyen kızına "keşke erkek olsaydın" diye hayıflanır; bu erkek, Türk ve namus imgeleri açısından ilginçtir; kadın söz konusu edilen namus ölçülerine göre davransa bile, kadın olduğu için yaptığı eylem pek eylem sayılmamaktadır. Baron ile Laz Ziya arasındaki bir diyalog da ilginçtir. Laz Ziya konuşmaz, Baron, "Sürmenespor küme düştü, ondan mı üzgünsün, hal ederiz" der; spor ve mafya ilişkisine dolu bir örnek sunulurken, diğer yandan Laz Ziya'nın hemşeri ve kirli işlerle olan bağlantısı ona artık ad değil, lakap olan Laz'lıkla ifade edilmiştir. Dizide Laz, Abidin tipiyle de anlatılmıştır. Abidin geveze biridir, ekmek yediği kaba tükürmeyen bir mertliği vardır, polisle arası iyidir, hep "hal ederiz" diyen bir adamdır.

Kurtlar Vadisi milliyetçi söylemini Türk adıyla birleştirir hep, bu anlamda Cumhuriyet'in
Türkleştirme siyasetinden ayrılır. Cumhuriyet, Türk ve aynı zamanda yurttaş yaratmak gibi bir dert taşırken; Kurtlar Vadisi, Türkü korumak için her yolu mübah sayar: Diziye göre pek çok halk ve devlet Türklerin kökünü kazımak için yıllardan beri büyük bir hesabın içindedir. Dizide Türkler kimi zaman yerel ağızlar kullansalar bile düzgün bir Türkçe konuşurlar, bunun yanında sözgelimi Yahudi, Ermeni ve Kürtler, dil olarak farklı bir Türkçe konuşurlar, bu konuştukları dil Türkçe olsa bile alaylı bir ifade söz konusudur: İplikçi Nedim'in "canim" demesi, Türkçe'yi konuşsa bile başka bir milletten olduğunun vurgulanması dikkate değerdir.

Milliyetçilik ve din ilişkisi yaratılan kimi karakterler üzerinden yürür.Bunlardan ilki Ömer Baba'dır. Ömer bir kahramandan çok, bir felsefenin sunuluş biçimi olarak dizide vardır, her şeyden önce Türk ve Müslüman'dır.Ziya Gökalp'in, "millet lisanca, dince,ahlakça ve bediyatça müşreterek olan, yani aynı terbiyeyi almış fertlerden mürekkep bir zümredir" tanımına uyan bir kişidir.Türk milletinden olmanın koşulu ise şöyle bir formüle tabii tutulmuştur:"Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim." [9]

Din, millet ve milliyetçilik kavramı için en önemli unsurdur. Milleti oluşturan, ayakta tutan temel güç dindir. Polat, içte ve dışta millet olması gecikmiş bir toplumun kahramanıdır; Türk’tür, vatan ondan görev bekler ve bu görev askerlik bitse bile vatani görevini sürdürmekle anlatılır, askerin polisin işini yapar; Müslüman'dır, dini bir görevdir ve ölüm gelse bile onun yeri cennetir, tek kimliği erkekliktir. Dizinin kuramcıları dindeki hatalar tehlikeli, felsefedeki hataların gülünç olduğunu gözden kaçırmışlardır.Kurtlar Vadisi'nin kahramanı Polat'ın yaratılmasında ilk dikkat çeken din ve dildir; Polat Türk ve Müslüman’dır. Vatan ise Aslan Akbey tarafından Polat'ın sözlüğüne girer. Aslan devlet değil, dipte devletin bile üstünde bir güçtür.Polat Alemdar, Kurtlar Vadisi Operasyonunu başlatan Aslan Bey'in küçükken kaçırdığı, yetiştirme yurdunda büyüttüğü, yaşı ilerlediği zaman Müslüman gelenek ve göreneklerine göre yaşayan bir aileye, Ömer Baba'ya teslim edilmiş biridir. Polat'ın ilk biçimlendiği yer Ömer Baba'nın evidir:Bu evde Kuran okunur, Ömer Baba ebru yapar, kitap okur ve Türk’tür; arada bir Mevlana'nın Mesnevisi'nden beyitler mırıldanır. Türk ve İslam ruhu Polat'ta bu aileden geçer. Ömer Baba'nın asıl işi camii imamlığıdır, bu vesileyle kimi kabadayılar tanımıştır, Duran bunlardan biridir. Mim, Duran her ne kadar kabadayı olarak sunulursa da, derin devletle iç içe yaşayan, Aslan Bey'le yakın ilişkide olan, modern anlamda bir mafya babasıdır; bir ayağı kabadayı alemindeyse, diğer ayağı derin devletin içindedir, 12 Eylül'e, gözaltında evcilleştirilen bir babadır. Polat, büyüyüp geliştiği zaman, ölüm haberi gelir, bir Türk askeri yaşamını yitirmiştir. Aslında ölmemiştir. Adına dikilen bir mezar taşı varsa bile, yalandır; o Kurtlar Vadisi Operasyonu için ameliyat edilmiş, ardından Duran'ın yanına yeğeni olarak Almanya'dan gelen biridir. Yeni bir yüzü, yeni bir sesi vardır, geçmişte Ali olan ismi, bundan böyle Polat'tır. Duran, Polat'ın gelmesi, göreve başlaması üzerine Aslan Bey tarafından öldürülür. Artık Polat, Süleyman Çakır ile birlikte mafya alemine dalacaktır. Çakır öldürüldüktün sonra Polat alemin tek temsilcisi olur. İnanılmaz bir yükseliş içine girer. Sıkıştığı zaman Aslan Bey yanındadır. Amaç ise Konsey'e uzanmaktır. Bütün kirli işleri idare eden konseydir, uyuşturucudan kadın ticaretine, sokak kavgalarından adalete ve siyasete kadar… Konsey bir baron tarafından idare edilmektedir ve bu baron bir süre sonra Polat'ın babası olduğu anlaşılacaktır. Doğduktan sonra kaçırılan Polat'ın ilk ismi de Efe'dir. Polat bir yanda derin ilişkiler yumağına girer, diğer yandan babasına karşı savaşır. En nihayetinde baronluğa kadar yükselir. Baronlarbaronunun huzuruna çıkmak için Amerika'ya gider. Final ise Irak'tır.

Üç aşamılı bir Polat karekteri vardır. Birinci aşamada derin devletin adamı olarak vatanı ve bayrağı için her yolu deneyen ve her şeyi feda eden biridir Polat: Aile bildiği insanları, sevgilisi Elif'i, çocukluk arkadaşlarını, alışkanlıklarını bırakmıştır. İlk Polat vatanseverdir, sonunu düşünenin kahraman olmayacağını söyleyen biridir ve herkese söylediği tek şey vardır:Kahraman olun.

İkinci aşamada Polat aşıktır. Sevgilisi için yapamayacağı yoktur. Sevgilisine bağlıdır. Onunla birlikte oturdukları banklar, çay bahçeleri kutsal birer mabet gibidir.Dizinin bir bölümünde Polat, Elif ile birlikte oturdukları bankta oturan gençleri kaldırır, erkeğin cebini dolar doldurur. Anılarına bağladır. Aynı minvalde aile bellediği kimselere de bağlıdır. Ömer babanın gönül deryasından iki söz almak onun için en değerli dünya malından daha değerlidir. Çocukluk arkadaşı Hikmet'i görmek onun için önemlidir, onunla çocukluğuna döner, gençliğini yaşar. Mafya alemi içinde tanıdığı Çakır, Mamati, Güllü ve Abdüley yine kutsaldırlar. Çakır için bir gecede altı adam devirir, Memati için gözünü budaktan esirgemez, geveze olsa bile Güllü'yü sever.

Milliyetçilik, millet kavramı Kurtlar Vadisi'nin en önemli esaslarından biridir, Kürtler; ki önemli ve iyi olan tek Kürt Abduley'dir, o da kendini Türk hissettiği, Polat'ın kan ve şiddetine ortak olduğu müddetçe vardır ve sevilmektedir. Abdeley, "dili Türkçe, dini Müslüman ve kendisi Türküm diyen kim olursa olsun, hatta bir zenci bile olsa, bana ırkı Türk olan bir Hırıstiyan Macardan daha yakındır" formülüne denk gelen bir kişidir. [10] Her ne kadar, Kurtlar Vadisi Irak'ta, sınırda Abduley Kürtçe konuşsa bile yine Gökalp'in tespiti ile, söz konusu olan kişi, " Normal bir insan" olarak "hangi milletin terbiyesini almışsa, ancak onun mefkuresine çalışabilir" mazbutunda olun biridir. Kurtlar Vadisi'nde milliyetçi gösterge olarak sunulan karakterler güven vermezler, bu milliyetçi söylemine uygun bir dildir. Dikkat edilerse Türk olmayan herkes dizide sinsi, hain ve dış desteklidir. Samuel, Türkçe konuşmasına, Türkiye'de yaşamasına rağmen inandığı tek yer İsrail İstihbaratıdır, bilgiler oradan geldiği zaman doğrudur. Ayrıca Polat'ı sevmez ve hiçbir zaman ona güven duymaz. Polat'a onu sürekli kollar, kimi zaman yanlışını görmez. İplikçi Nedim her tarakta bezi olan bir kimse olarak tanıtılır. Güç kuvvet babında bir varlığı söz konusu değildir. Kimse güvenmez ona; işi paradır, alıp satar. Sık sık geldiği dinle, tehditler savurur. Azınlıklara dizi boyunca alttan alta şu söylenir, siz misafirsiniz.

Dizinin en önemeli karakterlerinden biri olan Baron ya da Karahanlı ise dinsel olarak sürekli ifade edilir. Söz konusu edilen dinsel yapı Mason Locası ve bu locaya mal edilen ritüellerle anlatılır. Ya da biz bunu böyle duyumsarız. Olağanüstü ritüelleri olan bu loca adeta Tanrı'nın işlevini görür, öldürür ve diriltir. Karahanlı buranın üyesidir. Yapılan yargılama sonucunda öldürülür; öldürenin kimliği bilinmez, herkes burada kırmızı üniformalar içindedir. Karahanlı'nın biat ettiği dinsel cemaatin ayinleri metruk bir yerde yapılır. Kapının girişinde kör bir adam vardır.Bu cemiyetin dokunulmazlığı vardır.Dizinin ilerleyen bölümlerinde baronlar baronunu görürüz, masasının üstünde Tevrat vardır.

Dizide Rusya, Amerika ve İsrail düşmandır. Ruslar, Türkiye'yi ele geçirmek üzeridir ve ele geçirme eylemleri yapılan ticaretledir, ki bu ticaret kirlidir; uyuşturucu, kadın ticareti vs. Amerika, Türkiye'yi bir mahalleye dönüştürmüştür, Türkiye'yi istediği zaman istediği ille bağlayacaktır, büyük bir tehlikedir. İsrail, Türkiye'yi bir ahtapot gibi "gizli" projelerle sarmıştır ve bunun en önemli ayağı, Samuel kimliği ile Yahudilerdir, silik de olsa, bir iki vurgulama dışında bir de Irak ve Kürt bağlantısı üzerinde durulmuştur. Bunlara karşı fikir ve silahlı olarak karşı durmak Türklerin, milliyetçilerin başlıca görevleri olmalıdır, ana fikir budur.

Polat din bahsinde namaz kılmaz, ama dizinin güncel olması bağlamında Ramazan'da çekilen bölümlerinde oruç tutar. Bunun yanında İbrahim, Musa, Muhammed, Ali, Hasan ve Hüseyin'den kimi kısalar sürekli dizi de geçer. Bütün bu dinsel kimlikler İslam kahraman Türk, doğasıyla Türk ve Müslüman kimlikleri içindir.

Polat pek çok dil bilir. Karahanlı'nın kızı, sonradan kardeşi olduğunu anladığı kızla Fransızca konuşur, Almanya'dan gelmiştir, doğasıyla Almanca bilir, Rusya'da savaşmıştır, Rusça bilir. Sonradan bu dillere Kürtçe'de eklenmiştir. Bir Türkün kendi dil ve tarihine sahip çıkması için bu dilleri bilmesi gerekmektedir.Böylesi bir karakter kuşkusuz kusursuzdur.Dil bilen, yakışıklı adam bir süre sonra kendisine verilen kimliklerle eylemler yapar, sözgelimi Ermeni bir tüccarın yüzük parmağını keser, üstelik bunu puro bıçağıyla yapar, başka bir bölümde bir günde iki kez gördüğü bir adamın, üçüncü kez karşılaşıldığı zaman öldürülmesi gerektiğini... Adam vurur, işkence yapar ve yaptığı her şeyin tek bir mantığı vardır: Vatan. Şiddetin vatan ile açıklandığı tek yer Kurtlar Vadisi'dir.

Kurtlar Vadisi'nde aşk ve arkadaşlık vatan duygusu içinde gelişir.Dizide kadınlar iyi anne ya da iyi sevgilidir, bunun ötesinde kadın yoktur.Erkekler hadımdır. Karahanlı'nın cinayetlerini işleyen Kılıç kadınlarla ilişkiyi kendisine yasaklamıştır, hayatını Karahanlı'nın ülkülerine vakfetmiştir. Memati ile Kılıç aynıdır; Memati'nin kadınlarla konuştuğu, görüştüğü görülmemiştir, kadınlar bacıdır: Memati'nin tek işi Çakır'la başlayan, Polat'la devam eden tetikçilik işini alnının akıyla yerine getirmektir, ilkleri onların hayat hikayeleridir.Abdüley yine aseksüeldir. Dizide çapkın olan tek kişi Güllü'dür, ki o da aşklarını bir süre sonra Polat eşittir vatanın hizmetine sunar. Rus bir kadınla ilişki kurar ve bu ilişki ilerde gerçekleşecek eyleme yardım ve yataklık temelinde gerçekleşir. Polat'ın aşkı ise idealdir.Nikah kıyılmadan Polat, daha önce birlikte, ancak başka bir isimle birlikte olmasına rağmen asla birlikte olmaz. Öpüşmeleri bile yine parkta bir taktik gereği gerçekleşmiştir. Bunun yanında Elif'i delice sever. Kollarında serum varken hastanede ziyaretine gider, onun kılına zarar geldiği an dünyayı yıkar, adam vurur, bazen bu abartının ötesine bile geçer; Elif hastanedeyken Polat buraya helikopterle iner vs.

Kurtlar Vadisi Irak, Kurtlar Vadisi dizisinin sağ kalan üçlüsünün Irak'a gitmesiyle başlar. Irak filmin finali gibi görünür ama yapımcılar dizi tutulduğundan dolayı Kurtlar Vadisi'ni 2007'de tekrar gündeme gelir, bu sefer konu tümden Kürt sorunudur: Polat, Kürt sorunu çözecektir!
Kurtlar Vadisi Irak TV'de, derin devletin, ameliyatla elde ettiği bir yüzle Türk ve dünya mafyasını dize getirirken Polat, Irak'a doğru yola çıkar. Film, Irak'ta Amerikan askerlerince başına çuval geçirilerek götürülen, aldıkları emir üzerine onlara silah dahi çekmeyen, bu yüzden atalarına layık olamayan ve bunun utancını yaşayan bir komutanın yazdığı mektupla başlar. Mektup bitince intihar eden bu kişinin Polat'ın arkadaşı olduğunu ve Polat'tan bu utancın intikamını almasını vasiyet ettiğini görürüz. Mektupta "Adalet için, zulmü önlemek için, şerefimiz için ölemedik. Şimdi bunu senden istiyorum. Ne acı değil mi?" sorusu yinelenir ve Polat, Amerikan askerleri ile carcaran bir savaşa başlar. Dikkat edelim, bir Türk askeri bir Türk askerinden yardım istemiyor, derin devletten yardım bekliyor, intikam istiyor.

Irak diye girilen bölge Antep'tir. Gerçekçi olmayan, doldurma sahnelerle başlayan film Polat Alemdar'ın sınırda birkaç Kürt askerini öldürmesiyle açılır.Türkiye'nin Irak'a açılan Habur Kapısı ile filmdeki kapı arasında dağlar kadar fark olduğunu söylemeye gerek var mı? Filmin ilk karelerinde dikkat çeken sadece abartılı aksiyon değildir; Polat bıçakla bir adamın ayaklarını keser, sonra silahla iki kişiyi devirir.Filmin Güney Kürdistan diye adlandırılan sınırında Polat Alemdar ve yanında, sağ kolu olarak görev yapan Abdüley Kürtçe konuşurlar; Abdüley'in Kürt olduğunu da ilerleyen sahnelerde anlarız.

Polat Alemdar ve iki arkadaşı başına çuval geçirilen on iki Türk askerinin intikamını almak üzere Güney Kürdistan'a gelmişlerdir.Polat'ı buraya çağıran eski bir arkadaşıdır; arkadaşı bu çuval olayından sonra Polat'a bir mektup yazmış, ardından bu durumu kendine yediremediği için intihar etmiştir.Gerçekte böylesi bir çuval vakası yaşanmış, Türk toplumu bu olaydan rahatsız olmuştur. Filmin çıkışı bu çuval vakasıdır. Bunun sonucunda Polat Alemdar'ın arkadaşı intihar etmiştir. Polat Alemdar sınırı geçtikten sonra ABD askerleri ile düelloya tutuşur. Türkmenler, Kürtler, Kadiriler, ABD askerlerinin yaptığı işkenceler film boyunca belgesel havası içinde sürüp gider.

Kurtlar vadisi şiddet ve milliyetçiliğin damardan girdiği bir dizi ve film olarak Türk sinema tarihinde yerini alacaktır.

Deli Yürek, Kurtlar Vadisi, Sağır Oda ve Son olarak Acı Hayat gibi dizilerle altı çizilen iki kavram vardır: Kahramanlık ve milliyetçilik. Dizilerde derin milliyetçilik alıp başını giderken, 2006 yılında pek çok kahraman ve milliyetçi temalı filmler çekilmiştir.Maskeli Beşler, Amerikalılar Karadeniz'de, Emret Komutanım: Şah Mat, Son Osmanlı- Yandım Ali.

Bu filmlerden gençler etkilenmekte, kendilerine siyasal ve sosyal bir zemin olarak bu filmleri bir çıkış kapısı olarak görmektedirler. Filmler garip bir şekilde izleyici buluyor. Filmlerin beslendiği tek havza ise yine milliyetçilik; tekrarlamakta yarar var, 2001 yılında Osman Sınav'ın çektiği Deli Yürek'le başlar. Milliyetçi söylem TV’den sonra Deliyürek’in Diyarbakır- Mardin Maceralarını anlatan Deliyürek Bumerang Cehennemi ile devam eder; Miroğlu burada pişer, filmin şah sözü herkesin ağzına sakız olur, milliyetçi Internet siteleri bu sözle açılırlar: Bu ülkenin ekmeğini yiyenler, ekmeği yedikleri yerden kurşunu yerler. Kurtlar Vadisi Irak filminde istihbarat görevlisi olarak Polat Alemdar deminde açımladığım gibi çuval geçirme meselesinin intikamını alır. Polat, Osman Sınav okulunun ilk mezunlarındandır. O da tıpkı Miroğlu gibi hem maço hem de ülkesi için canını, malını vermeye hazırdır. Polat Alemdar'ın Irak'a girişinde kimseyi dinlemez, giriş için, intikam için tek sözü vardır: "Ben Türküm ve Türkün başına çuval geçirecek adamın dünyasını başına yıkarım."[11]

Bu filmlerin izlenmesi, seyirci sayısı açısından tavan yapması milliyetçiliğin sinema için bir ekonomi anlamına geldiğinin tipik bir göstergesidir. Kurtlar Vadisi Irak 4 milyona varan bir izleyici kitlesi bulmuştur, bu şiddet ve milliyetçiliğin vardığı sonuçlar açısından ilginçtir.Bunu "fırsat" bilen sinemacıların benzer konularla film yapmaları da Türk sineması açısından trajiktir. Filmlerde Türk adı, kan ile özdeş gidiyor hep. Yandım Ali, bir İngiliz askerini döver, gerekçesi şudur: "Türk bayrağını indirmeye kimsenin gücü yetmez." Amerikalılar Karadeniz'de 2'de " Askerlik zor çiçeğim, zor olmasına zor da vatan sevgisi var ya içimizde vız gelir bu zorluklar bize" deniliyor, final ise hep şu: Her Türk asker doğar. Maskeli Beşler'de Irak petrollerinin Türklerin olup olmadığı tartışılır, sonuçta karar verilir: "Amerikalısından daha fazla hakkımız var."

Bu filmlerin tümü kurusıkı bir milliyetçiliği fişekleşmekten öteye gitmiyor ve sinema TV’den sonra yangına benzinle gidiyor.

Gençler için Polat Alemdar ve Yusuf Miroğlu kendine ülkücü diyen ve sadece bunu dille ifade eden gençlerin idolleri; onlar gibi yürümek, onlar gibi konuşmak, onlar gibi giyinmek ve en nihayetinde onlar gibi olmak. Polat Alemdar ve filmdeki çetesi gibi örgütlenmek, Yusuf Miroğlu gibi adam dövmek giderek, "siyasal" bir duruş halini alıyor; ancak bilimsel olarak bir siyaset söz konusu değildir.

Hasret Biçer adlı bir kadının evlat acısıyla Kadir Çelik'in yaptığı tartışma programında söyledikleri bu dizilerin gençlerin nasıl ölüme götürdüğünün tipik bir belgesidir: "Oğlum birileriyle tartışıyor, ona soruyorlar,Polat Alemdar mı büyük, Deli Yürek mi? Oğlum Deli Yürek diyor.Çıkan kavgada oğlum bıçaklanıyor.Uzun zaman yerde kalan oğlumu kimse hastaneye götürmüyor. Zavallı oğlum ölüyor.” [12]

Üstelik bu sözler, Kurtlar Vadisi'nin, Terör bölümlerinin yayımlandığı gece ekranlara yansıyor. Dizinin Terör ile ilgili ilk bölümü 8 Şubat 2007'de yayımlandı. İlk bölüm mezarlık sahnesi ile açıldı.

Polat, Elif'in mezarını ziyaret ediyor. Mezarlıkta Türk bayrağı dalgalanıyor. Polat mezarlıkta bir şehit annesi ile karşılaşır. Garip bir şekilde, ilkokul çağında bir çocuk, annesine, "Bak Polat Alemdar" der. Polat, yaşlıların değil, çocukların tanıdığı biridir. İlerleyen sahnelerde, bu çocuk Polat'ın küçükken giydiği kazağı da giyecektir.Polat, mezarlıkta şehit annesiyle konuşur, anne ağlar.Polat anneye, "sen şehit anasısın ağlama dik dur" der. Anne, "oğullarım toprakta yatarken bize yaşamak haram" diye karşılık verir. Bu sözlerden sonra Polat dört araba ve yakın korumalarla geldiği mezarlıktan şehit annesi ve küçük çocukla birlikte ayrılır. Yeni sahnede Polat'ın yer altısında buluruz herkesi.

Buraya kadar izlediklerimizi, geçmiş bölümlerle çarptığımız zaman dikkat çeken tek kelime vardır: Milliyetçilik. Kurtlar Vadisi'nde milliyetçi dil, mafyatik dil ile sürekli harmanlanır. Erkek saldırgandır, vahşidir ve bu iki öğe her zaman iki şeyle ifade edilir: Kadın ve çocuk; onları koruma altına alma, kadına anne ya da teyze moddu verme, çocuğu kendi çocukluğu olarak görme kahramanın mite dönüşmesidir.Kadın ve çocuk mezarlıkta karşılaşmışlardır ve bu karşılaşma ile kahraman yeni bir maceraya atılacaktır; uykudaki kahramana uyarıcı iğneler kadın ve çocukla yapılmıştır. Erkekten kavranan ve erkek olarak hep kahramanlığı göğe çıkartan dizi şunu muştular; Polat ava çıkacaktır.

Dizide Polat, derin ilişkiler yumağına tekrar girmeyeceğini söyler Abduley'e, tek başına, ancak herkesi kapsayacak olan bir tek başınalıkla hareket edecektir. Anne imgesi, çocuk imgesi, mezarlık imgesiyle de taşlar yerine oturur, mezarlıktaki anne Polat'a halini anlatmaz, kendi haliyle Polat'a bir görev yükler ve adeta şunu söyler: Türkiye ölüm döşeğindedir, onu iyileştirecek iğneler senin namlunun ucunda yatan mermilerdedir, ne duruyorsun, ateşle. Çaresiz, boğazı uzun zamandır ekmek görmemiş, çocuğu aç bir kadın imgesiyle bu verilir ve böylece mezarlıktaki anne, böylece kahramanımız olan, her şeyimizi temsil eden Polat'ın kimliğine- varlığına eklenir. Kadın denetlenebilir bir kimlik vermiştir Polat'a, neyle mi; iki şehit,bir küçük kız ve raydan çıkmış yetişkin bir kız çocuğuyla.
Arada başka sahnelerde verilir. İlk kez asker ve karakol bir dizide çatışma halinde verilirler.

PKK, Öcalan gibi isimler dolaylı verilir:Öcalan için İmralı'daki tabiri kullanılır.
Bundan sonrasını zaman gösterecek değil, çünkü artık dizilerin günlük hayatta nasıl yansıdıklarını herkes biliyor, işte uzun yıllar belleklerde kalacak olan Hrant Dink cinayeti. Artık milliyetçiliğin ne olduğu değil, insanları götürdüğü yer önemli...

Kurtlar Vadisi Terör aldığı tepkilerden dolayı yayından kaldırılır, ancak internet üzerinden bir bölüm daha izlenir. Bunun yerine Kurtlar Vadisi Pusu başlar.

PUSAT

Kurtlar Vadisi’nde Süleyman Çakır’ın bir oğlu vardır, adı Pusat’tır. Osman Sınav’ın bu ismi sevdiği bellidir; yıllar sonra Pusat adıyla bir dizi çeker. Dizi de spor ve mafya gibi önemli bir konu söz konusuyken, Osman Sınav yine araya Kürtleri ve Kürt sorunu sokuşturur. Pusat, Sıvas’lıdır, iyi bir sporcu olmak üzere yola çıkmıştır. Babasını vurup hapse girer, altı yıl sonra dışarı çıkar; hapiste tanıdığı, dost olduğu Aşık Niyazi adlı arkadaşıyla İstanbul’a gelir. Amacı, hocasını bulmaktır; hocasının kızına da aşıktır. İstanbul’da bir hemşerisinin pansiyonuna yerleşirler. İkinci bölümde anlarız, pansiyon sahibi Kürt’tür, oğlu dağda gerilladır, adı Yunus’tur. Aşık ise, yine öğreniriz bir zamanlar evlidir, bir oğlu vardır, bu oğul askerde PKK ile girdiği çatışmada ölmüştür.Zorladıkça konu zorlanıyor ve en nihayetinde PKK’liler mafya kılığında gelip pansiyondan para istiyorlar. Pusat, tabii ki adamları dövüyor. Bir süre sonra, örgütün üst düzey yöneticileri gelirler, Yunus’a Dağ Kardeşliği adlı dergiyi satmak isterler, ücrette yüksektir, tam beş yüz euro…

En nihayetinde Niyazi ve Yunus konuşurlar. Yunus, “Kandırdılar. Vatan sevgisiyle büyüttüğüm oğlumu terörist yaptılar. Oğlu terörist, babası da terörist, derler” şeklinde bir konuşma yapar. Aşık, “ Senin acın benimkinden büyük” deyip sarılırlar.
Pusat’ta spordan/ bokstan geçinemeyen sporcular gece dövüşlerine kapılırlar. Amerika ve Avrupa’da olduğunu filmlerden bildiğimiz bu gece dövüşleri Türkiye’de de tertiplenmektedir. Dizi on üç bölüm sürer, Jan Claude Van Dam’ın filmelerinin farklı versiyonları çıkarıldığı zaman, dizinin ana fikri, Koç’un ağzından altıncı bölümde özetlenir: Ne işiniz var, Milli takıma girecektin, ay yıldızlı bayrağı dalgalandıracaktık.

Dizi spor konulu olmasına rağmen milliyetçi söylemin şu sözüyle de özetlenir: Zafere giden yolda, çekilen çile kutsaldır.


[1] 1980'lerin önde gelen babaları, Dündar Kılıç, Sarı Avni, Hüseyin Uğurlu, Behçet Cantürk, Nihat Akgün, Zihni Ipek, Fevzi Öz, Necdet Ulucan, Kürt İdris, Oflu Osman, Oflu Ismail gibi kişilerdi. 1990'larla birlikte, Alaattin Çakıcı, Sedat Şahin, Ayvaz Korkmaz, Mehmet Köymen, Yakup Süt, Sedat Peker, Kürşat Yılmaz, Sarallar grubu, Şirinler grubu gibi, artık bireyden çıkıp, guruba dönüşüm yaşandı.
[2] Susurluk'ta ortaya çıkan devlet, çete ve mafya bağlantıları için bkz., Talat Turhan- Orhan Gökdemir, Susurluk'tan Ziverbey'e Bir MİT'çinin Portresi/ Mehmet Eymür, Sorun yay., İstanbul 2000; Dr. Hasan Güven, Gladio, Beyan yay., İstanbul 1997.; Cüneyt Arcayürek, Darbeler ve Gizli Servisler, Bilgi yay., Ankara 1995.; Devlet mafya ilişkileri için bkz., Uğur Mumcu, Papa, Mafya, Ağca; Silah Kaçakçılığı ve Terör, Umag yay., Ankara 1999.
[3] Frank Bovenkerk- Yücel Yeşilgöz, a.g.e., s. 223- 241. Kişilerin portreleri için Doğan Yurdakul- Cengiz Erdinç, Çetele., Bucak için, s. 73; Çatlı için, s. 84; Çiller, s. 102.
[4]Padovani Falcone, Bir Hukuk adamının Mafya'yla Mücadelesi, Cep kitaplığı., İstanbul 1992. s. 13.
[5] Yurdakul- Erdinç, a.g.e., s 84-85.
[6] Tanıl Bora- Kemal Can, Devlet Ocak Dergah, 12 Eylül'den 1990'lara Ülkücü Hareket, İletişim yay., İstanbul 1994; aynı kitapta konu ile ilgili olarak kimi dergilerde yayımlanmış söyleşilerin de bir çözümlenmesi yapılıyor, bkz., İki bine Doğru Dergisi, 26 Haziran 1988; Tempo, 26 Haziran 1988; Alladdin Çakıcı'nın haraca bağladığı işletmeci için bkz., Nokta 4 Ocak 1987; Nokta, 11 Eylül 1988.
[7] (Konu ile ilgili olarak bkz., 21 Şubat 2007., www.zamane-sozluk.com¸ http://www.gratis-webserver.de/Kurtlarvadisi)
[8] Kurtlar Vadisi ile ilgili olarak Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstütüsü Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü öğrencisi Zeynep Gültekin, " Bir Popüler Kültür Ürünü Olarak Mafya Dizileri: Kurtlar Vadisi Örneği" adıyla bir tez hazırladı, söz konusu istatistiği bilgiler bu tezden alındı. Tezle ilgili olarak, bkz., Bölüm Başına Yedi Ölüm, İki Çatışma, İki İşkence, Radikal Gazetesi, 27 Ocak 2007., s. 4.
[9] Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, Varlık yay., İstanbul1969., s. 22.
[10] Konuyla ilgili olarak bkz., Ziya Gökalp, a.g.e., s. 64. Ayrıca Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev, Özgür yay., İstanbul 1998., s. 218.
[11] Türk askerinin intihar edip etmemesi “Paşalar”ı böldü; Necati Özgen. “ Çuval olayı intihar nedeni olmaz” derken; Armağan Kuloğlu “İntihar edenin şehit sayılmayacağını” söyledi; Rıza Küçükoğlu,” intihar etmek suçtur” dedi; Nejat Eslen’e göre intihar “onurlu bir davranıştır.” Ab., Tutkun Akbaş, Türk askeri intihar ederr mi, Tempo, 29 Ocak 2006.
[12] Kadir Çelik, Objektif Programı, 8 Şubat 2007.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessizliği Aramak (Part I)

Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumlailgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.
Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olmasıbeklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş…

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)



YAR BANA RANCİERE GECELER

RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMIBAĞLAMINDA ESTETİK  VE  SİYASET  MEHMET  DERE

Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.

Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.

Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam t…