Ana içeriğe atla

Zulm ile âbâd olanın âhiri berbâd olur


Dün televizyonu açmadım,bir kaç şeyle uğraştım biraz okudum kafamda açıkçası bir ağırlık hissettim ve bıraktım ara verdim.Derin bir sinüzit tedavisine ihtiyacım var galiba

Kumandaya elim gidiyordu,nette o gazze videolarını izleyince televizyonun esas olarak ne işlevi gördüğünü daha iyi algıladım,düşündüm.Bu dünyanın insanı irkilten yanı korkunçluğu değil olağan görünüşüdür(t.adorno). israil kuralsız dünyanın çift yönlü kahkahası,kayıtsız jokerini oynuyor. Bizim kurallarımız var ama onun kuralları yok.Gülümsemesindeki yaralar kahkahalarıyla ortaya çıkıyor/çıkartıyordu..

Saat 7 gibi sobayı yaktım uzandım kamburlaşan belimi koltuğun şekline soktum, dayanamayıp haberleri açtım,merak merak..

Atv ana haberde kanadoğlunun açıklamaları ve top 40 ergenekon hadisesi karşıma çıktı.Kanadoğlunun gazetecilere verdiği basın söylemi "gözlük çerçeve"lerinden belli bir estetiği ortaya çıkartıyor diye düşündüm içimden.

Kendimle konuşurken televizyondaki ses/evdeki ses bam bam; "Cumhuriyetin temel prensibleri ile uğraşılmaktatır,Türkiye hiçbir dinci diktanın yerleşemeyeceği özgür bir ülke olarak kalacak” diye kulaklarımda çınlarken yine/yeniden ekranın sadece ince ayar verilen bir rejimin kutusunun içinde nasıl yaşabiliyoruz? diye soruyordum kendime

Bu arada zapinglerken gündemi kafamda sürekli değiştirdim
odanın sıcaklığı veartıkça sobanın üzerindeki yemekte kaynıyordu,türkiyede gündemin tansiyonundan..

sorular?* sorular?* beynimi tırmalar ben giderim ogider yanımda tın tın eder(cvp:paranoya)

1)Hukukun üstünlüğüne partiler üzerinden okumalar geliştirmek niye?Bunun faturasını iktidara kesip tak takıştır sür sürüştür bu da bitti maşşallah hizmetide demokrasi açısısından medianın (medyanın)ne olduğunu bilmeden izleyen bizler için overdose bilinç kaybı yaşatmıyormu?

Salt oksijen olarak pompalan bu hızlı normalleşme ihtiyacı nasıl bir şey?

kafamda Kral Lear” oyunundaki krala karşı çıkan soytarımıyım ben? yoksa?

“Hiçbir dönemde modası geçmedi delilerin / Hergün aklı kaydı biraz daha akıllıların / Kafalarını nasıl kullanacaklarını bir türlü bilemediler / Yaptıkları her işte saçmalamayı seçtiler “ , “

Birden bu yaşananlar sizi geçmişe götürebilir,ama yüzleşebilirmisiniz??



28 şubat ya da postmodern darbenin arkelojisi ortaya çıkartılıyor ve haritalandırmalar yeniden yapılıyor ama bir bakmışsın nedenler ve sonuçların birbirine karıştığı bir düğümün tam ortasındasın,her şey aynı olduğu yerde hala bıraktığın gibi.

Her on sene bir askeri darbe olan bir memlekette, kitapların yakıldığı,insanların geçmişlerinin ters yüz edildiği,etnik kökeninden dolayı dışlandığı,sırf farklı bir dile mensup dogduğu için aşağılandığı sürüldüğü bir gerçeklikte,birbirine koşar adımlarla ilerlememiz gerekirken hala kürtçe tv gerginliği, tv ye çıkartılan bir sürü karşıt düşünceli bir sürü stratejistin zırvalamaları nedir allaşkına???

Hatiralar sarmis dört bir yanimi Baktigim her yerde izin duruyor
Ben seni düsünmek istemesem de Bana hersey seni hatirlatiyor

Bir kimse bu gizli örgütleşen kadrolaşan ve daha doğrusu bu zihniyetin bir uzantısına nasıl dönüştüğünü farkedebiliyor mu?Kimse neden partiler üstü bİe hegemonyanın ve medyanın işlevinin kamuoyuyla olan ilişkisinin gerçekliğini sorgulamıyor diye sorası geliyor insanın

"Gizli özne" partiler üstü,hukuk üstü bir anlayıştan şikayet ediyorsak bu bürokratik hegemonyanın,1980lerden ve daha eskilerden bir zamanlardan kalma bize dikte dikte ettirilerek kabul ettirilmiş doğruları neden ve niçinleriyle yüzleşmemiz gerektiğini kabul etmek gerekir

sorgulamalarla ilgili gözaltına alma biçimleri,bunula beraber içeri alınan kişilerin kimlikleri üzerinden gelişi güzel yorumlama yapılması,hiç olmayacak yerlere varan tartışmalar tamamen bir beyin işkencesi....

Kafamı toparlayabildiğim ve cümlelştirebildiğim şeyler bunlar


Türkiye(de/ve)için hala ve hala iç barış istiyorum,farklılıklarımıza sahip çıkabileceğimiz ve bunu öğrenebileceğimiz gün için dua ediyorum ve filistine ve filistinli çoçuklara

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutsuz Boşluk

SANATORIUM, 9 Şubat – 10 Mart 2018 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin kavramsal çerçevesini ürettiği ve sanatçı olarak dahil olduğu, Yunus Emre Erdoğan,İsmail Şimşek Nezaket Ekici’nin çalışmalarından oluşan “Umutsuz Boşluk” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi ilhamını Dücane Cündioğlu’nun Umutsuz Boşluk adlı makalesinden almaktadır. Cündioğlu ‘Umutsuz boşluk’ adlı makalesinde, Sam Mendes’in yönetmenliğini yaptığı ‘Revolutionary Road’ adlı filminden yola çıkarak bir çiftin içine saplandıkları; ruhani açmaz olarak tarif edilmeye çalışılan “umutsuz boşluğu” deli karakteri üzerinden tartışmaya açmaktadır.
Umutsuz Boşluk isimli sergi başlığı; kötümser bir ruh halini vurgulamasının aksine gücünü umuttan almakta. Bu umut sanatçının credosu (amentüsü) anlamında vurgulanan umutsuzlukla yüzleşme yeteneğidir. Denebilir ki sanatçılar bir anlamda bu kavrayışı ortaya koyarlar. Sanatçı “boşluğu” dönüştürememeyi, bunaltıyı, çöküşü ya da tam tersi olarak bunun ifade edilemezliğini dillendirendi…

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto





By James Engelhardt







Ecopoetry is connection.

It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections.

Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to l…