Ana içeriğe atla

Hysterıc romano play;Göte geldi aşkımız, camiada şaşkınız




Sanat camiası çok büyük bir geniş pek geniş benim pek aklımın almayacağı işler dönüyor ilişkiler yürüyor dedikodular evriliyor üzerinden hayatlar kuruluyor.küçük bir gün içinde neler oluyor neler bitiyor sonuçta herkes mutlu lerzan mutlu kıvamında herkes evine ayrılıyor.Parantez içinde diyelimki bu benim kavrabildiğim bir kaç şeyden sonra yazılan metin ben yüzde yüz içinde olsam ölürdüm belki ama bende nasibi alıyorum bu hisseden.para,ilişkileri üretim sanatçının olabilirliği sınanırken fee dedikoduları gizli organisazyonlar seçici kurullar,kariyer feedbackleri arasında sanatçıda bu olaydan ne kadar haberi varsa ya da işte neyse devam ediyor yola.onu geçelim de dedikodu çok acayip birşey dünya düz kristof kolomba gülmek doğal çünkü burada herkes götgöte yaşıyor neredeyse,kimse bir sanatçıya iş harici saat dünyasında vakit ayırıyormu (bende bir kaç isim var onlarda sır.:) bu dünyada biz kendimiz sanatçılarda zaten bribirizden haberdar değiliz gibi ama esasında herşeyi biliyoruz.camia matrix den.camia matrixi hem bizi bu dialogsuzlukta canlı tutuyor hemde üretim manevralarını belirliyor,olumlu anlamda kullanabilen insanlar harika işler çıkarıyorlar,bizde birşeyler öğreniyoruz.ben de kendim hakkında camiaya söyleeyim

expozeil deki sergi hakkında camiaya bilgi ben bunun made ın turkey isimli sergi olduğunu sonradan öğreniyorum,organizasyon ve bu konuda dahil edilme yetersizliğinin sonucu magdur edildikten sonra,ve niye oradayım diye sormama bile gerek kalmadan benim sadece ismimin orada olması yetermiş gibi görünen bir olayın kurbanı oldum,abi orada ne işin var diyenlere açık seçik anlatıyorum.Esasında orada sergilenmesi için ayşegül hanımın bir boydan fotosu yeterliydi,kendisine attım foto talebime mesaj geri gelmedi nedense.."Ayşegül tatile çıksın" mehmet dere barış harekatı başlasın işin ismi...

Çok, çok beter bir şey bu camia dedikoduları


Sanki benim gizlim saklımmı var? tabi kafamın içindekilerden başka. Onu da beni arayarak sağlamasını yaparak bir şekilde karşılaştıralım hem bu şekilde dialog kurarız hemde camiayı da fazla yormayız,bu şekilde nefes almak gerçekten çok, çok çok,zor

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessizliği Aramak (Part I)

Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumlailgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.
Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olmasıbeklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş…

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)



YAR BANA RANCİERE GECELER

RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMIBAĞLAMINDA ESTETİK  VE  SİYASET  MEHMET  DERE

Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.

Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.

Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam t…