Ana içeriğe atla


















<>






















Keng Sen's Ten Questions :

1 Where do you come from? What do you feel you belong to?

2 How do you situate yourself in relation to the generation of your father and your mother?

3 is there anything happening today in the world that grips you?

4 How do you connect with others about these concerns? through what means?

5 Do you experience your local situation as positive or negative to your expression?

6 Have you ever consider moving to somewhere else? have you ever consider exiling yourself? Where would you go?

7 Does europe touch you today? What is the most meaningful aspect of europe to you?

8 The discovery of the subjective "I" created new possibilities for expression, for responsibility, for action. how do you relate to this in your work, in your life?

9 Is there a future of small actions by the individual (microactions), individual connections, small networks, small politics, small changes?

10 Is I-versity (individual personal difference) neglected in contemporary cultural policy making which is primarily concerned with DI-versity (cultural group identity)?








Bu deneyimin benim icin gercekten harika oldugunu soyleyebilirim.efc tabiki kengsenin buyuk bir paydasini olusturdugu catida birbirimizi bambaska bir bicimde hayal etmemizi saglamayi hedefleyen sanirim bu benim ’baska’anlaminda ötekiligi sorgulayabilecegi bir alan acma denemesiydi.

Tay Tong(mr.tt) and Ong Keng Sen mukemmel insanlar bu arada. actıon man in black.Baslangicinda yolculuga cikmadan onceki emaille gelen anket sorularini biraz etnik,braz uzaktan ve en direct olarak oryantalist bir bakis acisi olarak hayal etmistim.Nereden geliyorsunuz?ve Kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?Anne ve babanizin generasyonuyla kendi aranizdaki durumu nasil degerlendiriyorsunuz ve Avrupa bugun size ne ifade ediyor? gibi sorular insanlari tipik stereotiplere donustürme basit bir cercevelendirme gibi geldi ama kazin ayagi oyle degil.


Ong Keng Sen btmez tukenmez enerjisiyle collobrative ve duzlemler uzeriden tartismaya actigi 12sindeki toplantida bize bambaska bir cerceve sunduve bizdende bu cerceveyi genisletmemizi bir labratuar gibi calismamizi sagladi,kamusal alan galeri duvari ve gerceklik uzerinden farkli sanatcilarin bir araya geldigi duzlemde generasyon olarak dil farkinin gercekligini sorguladik ne dogru anlaminda degil?nasil konumlandiriyoruz ve nasil algiliyoruz üzerine.Local alanlarindan cikarildigimizda kokmus bir baliga donusebilecegimiz bir alanda sorumluluk eylem ve kamusal alan tartismasini gerceklestirdik.

Quach pong'un Vietnam savasi sirasinda yaptigi cizim ve resimler Sevgili Gülsün’ün bulundugu cografyaya ve zamanina tanikligiyla harmanlandi.Ben bu arada hemde ön sıradan bambaska bir zamana taniklik etmis kisilerin bellek ve belgeleriyle yuzlestim,isleri kendi yasamsal gercekligiyle anladiginizda herşey bambaska gorunuyor,ayrica Gokce ve Osman kendi sunumlarini gerceklestirdiler,Mohsen ve Ziad bizi bir kartpostal gibi algilanan cografyalarinin canli bir ic sesi oldu ve bizimle bu sesleri paylasti.Ha za vu zu beni etkinliklerinin girizgahında beni dahil ettiler,gerçekten çok keyifliydi,yaptığı işleri ne kadar sevdikleri belli.


Ben bu arada biraz onyargili olarak kendimle ve Avrupa'yla yuzlestiriyordum kendimi.Yaptigim seyleri ve problemlerimin ne kadar bana ozgu oldugunu hissettim.Avrupali olmak nedir?Sanat alanının Avrupa disinda nasıl bir alanı var? gibi sorulara falan takilmiyorum en sahsen batinin bir cok eserini bir cok avrupalidan daha iyi bildigime eminim,bende bir “öteki avrupalı”yım zaten yalniz bir gercek var ki o alandayken güncel sanat anlamında turkiyede bazi islerin ihrac edilmek uzere uretildigini farkettim. (e günaydın memet!!!)bu gecikme acıkçası buna ınanmak ıstemediğimdendi..


Bir insan nasıl bir batili gibi bakmayi ogreniyor ve kendi yasadigi alana yabancilasiyor.Avrupa nin sa otekiye her zamankinden daha fazla muhtac oldugu bir gercek!!’Üretim nesnesi olarak degil arzu nesnesi olarak. Fakat farkliligi uretmek mumkun ama bambaska dusunmelerini saglamak icin onlara kimlik politikalarinda siniflandirmak,onların bunu arzulamalarını sağlamak ve bu konuyu isaretlemek mumkunmu?

Belarus Free Theater islerinde bilinenin aksine sert uretimlerini diliyle daha keskin e sorgulayici avrupa ici bir dialog kurmaya calisiyorlar,iletisim ve global kimlik bizi buludugumuz kültürel grub kimligine nasil indirger harcar, boler, ve carpar. Bunun kimin icin ve onemi üzerine giden bir gurup iki parçalı bir etkinlik gerçekleştirdiler.Her ülkenin dışardan görülmeyen sorunları üzerine gerçekleştirdikleri perfonmanslar ve kurdukları dil muhtesemdi.Biz türk sanatçılar olarak en azından bunu görebilme fırsatı yakaladığımız için çok şanslı hissettik kendimizi.

birde küçük izlenimleri ekleyelim
rotterdamda bedava wireless alanı diyebileceğimiz hiçbir alan yok.bu çok çıldırtıcı bir süreçti,ben ve tüm diğer sanatçılar rotterdamı arşınladık ama nafile aklınızda bulunsun,beleş internetmiş internet cafeymiş çölde serap gibi birşey(this is kpn) yani kapan.

kısa süreli kalışlarda tüm metobalizma ayarları değişiyor birden,biz akdenizliyiz insan zeytinyağını arıyor ama bulabiliyormu? ayrı,kahve bol miktarda tüketiliyor en ucuz yerler burger king,mccdonald gibi yerler onlarda zaten saman gibi

birde rotterdam sehir meydanını görünce içimden 'Size modern diyebilirmiyim demek geldi'.

Ve son olarak Keng Sen,Maite,Gökçe,Tay tong ,Mark,Sofia,Hazavuzu,Osman,Gülsün ve tüm diğer arkadaşlara bir defa daha sonsuz teşekkürler

Yorumlar

Gokce Suvari dedi ki…
sevgili mehmet
uzerinden bir hafta gectikten sonra bunu okumak cok iyi geldi. Ben de su esnada rhiz.eu'ya bilgi eklemekle mesguldum. Bunlari koyman cok iyi olmus. Borga'ya senin blogundan gosteriyorum fotograflari. Bu arada tesekkure hic gerek yok, asil sen benim sinif ogretmeni-vari soylenmelerime, azarlamalarima katlandigin icin asil sana tesekkur. Hepimiz icin iyi bir deneyim oldu, arti iyi geldi geldi bence bize.
cok sevgiler
g

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutsuz Boşluk

SANATORIUM, 9 Şubat – 10 Mart 2018 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin kavramsal çerçevesini ürettiği ve sanatçı olarak dahil olduğu, Yunus Emre Erdoğan,İsmail Şimşek Nezaket Ekici’nin çalışmalarından oluşan “Umutsuz Boşluk” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi ilhamını Dücane Cündioğlu’nun Umutsuz Boşluk adlı makalesinden almaktadır. Cündioğlu ‘Umutsuz boşluk’ adlı makalesinde, Sam Mendes’in yönetmenliğini yaptığı ‘Revolutionary Road’ adlı filminden yola çıkarak bir çiftin içine saplandıkları; ruhani açmaz olarak tarif edilmeye çalışılan “umutsuz boşluğu” deli karakteri üzerinden tartışmaya açmaktadır.
Umutsuz Boşluk isimli sergi başlığı; kötümser bir ruh halini vurgulamasının aksine gücünü umuttan almakta. Bu umut sanatçının credosu (amentüsü) anlamında vurgulanan umutsuzlukla yüzleşme yeteneğidir. Denebilir ki sanatçılar bir anlamda bu kavrayışı ortaya koyarlar. Sanatçı “boşluğu” dönüştürememeyi, bunaltıyı, çöküşü ya da tam tersi olarak bunun ifade edilemezliğini dillendirendi…

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto





By James Engelhardt







Ecopoetry is connection.

It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections.

Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to l…