Ana içeriğe atla

EUPHORİA OF MEMORANDA


…Ayağa tamamen yepyeni bir varlık olarak kalktım, dünyayı kucaklamak için kollarımı uzattım.Hiç bir şey değişmemişti,her zaman bildiğim eski dünyaydı.Ancak şimdi ona başka gözle bakıyordum.Artık kaçmak için yol aramıyor,hasta taraflarını aramak veya onu en ufak şekilde değiştirmek istemiyordum,tamamen onunlaydım.
Ölüm gölgesinin vadisinden gelmiştim;
İnsan olduğuma artık utanmıyordum,her yönüyle insan olduğuma….
Neksus Henry Miller s.223


Benim yazdığım ve aktarmaya çalıştığım şeyler kendime dair küçük notlar.Esasında toplanmaları ve bir araya getirmeleri mümkün bile olmayan şeyler.ben kendim o ve diğerleri arasında yaptığım diyaloglar diyorum buna.
Abuklama =İnsan olma paralelinden her şey
Bana dair hiç ölmeyen kalbime,gölgeme ithaf ettiğim..


İki efendisi var düşlerimin
Gözleri izlerini zincirinde dövmüş ışığı sorgular birincisi
Söylenen ve bilinen tozda fısıldaşan yıldırımdır ötekisi
Tüm düşlerden uyanan su gibi kıyıda olmak içimdeki
İkisi de durak sanan çağı çekişen bir çocuk ve yıkık bir ev birikintisi
Her kurbanın ensesinde, güldürü.
İki efendi
Efendi hangisi ?
25-10.2004 18.55 Perşembe


Savaş hep olacak.Gece hiç birşey yapmayan tanrıya ellerini uzatacak.Tanrı geri kalan insanlara bakıp beni yanlış anlıyorsunuz diye itiraz edecek.Tüm gece ve tüm sümüklü böceklerin aynı yolu takip ederek dolunayı görmeye gidecekler.Tek çobanlık yapan Ben’miyim? sorusu çınlayacak insanların kafalarında.ne kadar yalnızız ve soğuk diye haykıracaklar.Çember kurtarılamaz gözlerle ateşle örtünce zamanı kumun dilsizliği göğün nefesiyle sevişecek.Huzur ve uyum işte birlik.Deliler kendilerine öğüt veren delilerden nefret edecekler,ve deliler kendilerine öğüt verdikleri delileri sevecekler.Öbür ucu boş olan ünlemler insanları yaratacak.Kalıntılar ve tozlar ağırlaşan sözcüklerde yaratılmış insanlara kendi yüzlerini yama olarak sunacak ve susmak gösterilecek.Gözden yapılma bir kapta yıkanacak tüm insanlar,ve ellerindeki kirle kirletecekler adlarını.duymayan çocuklar yıldızlar ve kökler arasında yaşamayı sevecekler,en tatlı meyveleri isteyecekler.Uzun bir perde zaman.çok konuşan yineler…Ruhunu susturmak isteyen beni dinlemesin.
15.08.2004 Pazar11.12

Sen hala hiçbir şeyi kavramadığını anlamayacak kadar aptal biri olduğu öğrenecek kadar zeki olma olasılığı taşıyorsun.Bu senin umudun yada ışığın olmalı….

Cebinde olanların hepsini bir yana bırak ve şunu söyle, Ne yapmak istiyorsun?
Koşmak mı istiyorsun yoksa bağırmak mı? Neden olmasın? Sen bunları yapabilirsin. Taş kadar ağır olmayı öğrenmeye ne gerek var?

Tüm bu olanlar yani bir yere varmayan her şey.Her gün çürüyen dengesizlikten nasibini alanlar tarafından doyurucu biçimde gerçekleştiriliyor.ve bu konuda hiç kimse tek bir cevap bile bulamıyor.Aranmıyor.insanların doğaları gereklerince olumlu olmadığı kanısına varıyorsun bir süre sonra.Ama insan kendini başkalarıyla beraber gerçekleştiremeyecekse onun,senin,benim,onların ne anlamı var?

Bütün çocuklar doğmadı.
Bütün çocuklar ölmedi.
Ben doğmadım, ben ölmedim.


-Sen papa mısın?
-Hayır video dükkanım var.
-Bu da aynı şey

SÜRE GİDEN DÜZEN YASASI
Kimse sizi kusurlarınızdan arındıramaz.

Bir çamur var olduğunu nasıl kanıtlar?
İnsana dönüşerek
Tanrı nasıl var olur?
Kamusal alan yaratarak

Hepimiz suçsuzluğumuzda yakalan bir suçlu gibi saçmayız
Mümkün olmamasını isteyecek kadar korkak.

Yol ulaşabildiğimiz bir yıldız, küçük bir yoldur,
Diğer yollar dışında

Maddeci orospular vardır ama idealisttirler
Görünüşlerinde alay,yaşam sevinci ve kibir bulunur.inlemelerinde ise güç.onlar neden maddeci orospulardır bilinir mi?
Kontrolsüz güç güç değildir.

Büyük beyaz tavşanı astılar
Mavi mavi baktığı için

Küçük bilge adamların burnunda büyük saçmalık tohumları birikir.

“Filois panta koina”
Arkadaşların her şeyi ortaktır.

Akıyor içimde yönler,gaflar söylenmiş dilleri eskitiyor.kulaklar seslerini emiyor boşluğun.Tüm anlatımıyla kusursuz dünya/dönüyor beynimin içinde/yalnızlıkla kutsanmış tüm yalan/tüm yalanlar kutsal
Duvar gri. Asmalar üzümlerini kanatan beyinlere şarap yapıyor.kimse anlamıyor ama seviyor delileri.Tutkumuz bizi kana dönüştürecek,ve hiçbir anlamımız yokken öleceğiz,tutulmuş bir el son nefesi olacak bu bedenin,ve anlamsız çürüyeceğiz.gömdüğümüz düşlere ve işaretlere ağlayacağız,açılmış yürek,açılmış toprak.kan kusturan gecede yıkanan köpekleriz,hiçbir farkı yok köpeğin.gece ve öğrenmedik geceyi, kalemi dokuyan ışığı,öğrenmedik.Mutluluğu öğretmedi,başlangıcı unutmadı insanlar.

Ruh dedi ki: Var olmak istiyorum
Ve madde cevap verdi;
İstemiyorum
İstemiyorum .

Neden konuşmak istemez içimizdeki şeytan
Ve neden konuştuğumuzda onun şeytan olduğundan kuşkulanırız?

Ne kadar çirkiniz
Ne kadar güzel olduğumuzu fark ettiğimiz için
fark etmediğimiz için

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutsuz Boşluk

SANATORIUM, 9 Şubat – 10 Mart 2018 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin kavramsal çerçevesini ürettiği ve sanatçı olarak dahil olduğu, Yunus Emre Erdoğan,İsmail Şimşek Nezaket Ekici’nin çalışmalarından oluşan “Umutsuz Boşluk” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi ilhamını Dücane Cündioğlu’nun Umutsuz Boşluk adlı makalesinden almaktadır. Cündioğlu ‘Umutsuz boşluk’ adlı makalesinde, Sam Mendes’in yönetmenliğini yaptığı ‘Revolutionary Road’ adlı filminden yola çıkarak bir çiftin içine saplandıkları; ruhani açmaz olarak tarif edilmeye çalışılan “umutsuz boşluğu” deli karakteri üzerinden tartışmaya açmaktadır.
Umutsuz Boşluk isimli sergi başlığı; kötümser bir ruh halini vurgulamasının aksine gücünü umuttan almakta. Bu umut sanatçının credosu (amentüsü) anlamında vurgulanan umutsuzlukla yüzleşme yeteneğidir. Denebilir ki sanatçılar bir anlamda bu kavrayışı ortaya koyarlar. Sanatçı “boşluğu” dönüştürememeyi, bunaltıyı, çöküşü ya da tam tersi olarak bunun ifade edilemezliğini dillendirendi…

YAR BANA RANCİERE GECELER

RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMIBAĞLAMINDA ESTETİK  VE  SİYASET  MEHMET  DERE

Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.

Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.

Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam t…

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto





By James Engelhardt







Ecopoetry is connection.

It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections.

Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to l…