Ana içeriğe atla

Bugün herşey daha kabus.Bıraktığımız yerden devam etmiyor,aralara sayfalar giriyor,kaybediyorsun okuduğun sayfayı.Cinayet ,terör,uygarlık ve şiddet vazgeçilmez çeşniler;orada,burada, bunlar normal diyorsun,okuyorsun,bunlar olmuş diyorsun zaplıyorsun,kendi oyununun kurallarını sözde sen belirliyorsun.Bu dünya bir savaş.Kendin ettin kendin bul,kendini pişir kendini ye ya da Gerçekçi ol imkansızı iste Che ye karşılık "akıllı ol Canımı ye" dünyası.
Sayısız hapishane ve modern takviyeyle beraber yallah tazyik olayı.

Para herşey demek,rahmetli dedem derdi Allah değilsin ama töbe haşaa allah kadar iş görüyorsun diye.Para sınırları belirliyor,buradakini ve içeridekini,ve üstelik keyfiliğe uygun bir tanımı yok ahlakiliğe sığmıyor, zaten böyle bir sorunu da yok,her zaman kapıdaki bir düşman gibi(ante partas)

Düzenin yarattığı şiddet ve şiddetin yarattığı düzen(harmanyeri) bir toplum inşasıydı,modern bir projeydi,hiçbir noktaya(asla istediği noktaya) ulaşamadığı için kendini tarihselleştirdi ve içselleştirdi.Barbarlar ve misyonerler kendi aralarında bu şiddetin düzeni/düzenin şiddeti olarak bu gerçeği coğrafyada herkesin kaderi haline getirdi

Bu kadar aksi/azgın/inatçı resmi kimlik tabakları halinde herkesin aynı kaptan yediği aynı kapta eridiği potansiyel bir çeşniydik.Şimdi de öyle ,ne değişti ne kavgalar yapıldı?Bilince enerji olarak ne kaldı?Akıllı modern vatandaşımız ne kadar politik?ve ne kadar güvensiz?Pratiğinde ne var?Bilinç maddeden üstün değil hala
ve üstelik kendi vicdanından mustarib,hissiz ve hemde oldukça pragmatist

Felsefeciler yuvayı/yurt kavramını "aranan/özlenen ev" kavramıyla pekiştirirler,bununla kasteddikleri çoğul ve tedirgin karmaşa olmasa gerek.Anahtar paspasın altında ama ev yok!Güç bacaklarda bacaklar hızlıysan sen güçlüsün,formundasın.Bu da kimlik metaforu uyruğun kuyruğun meselesi demek istediğim.

1 mayısta işlçiler görünmez pelerinlerini atıp birleşiyorlar,hem özgürlüğün hemde yetkisizleştirmenin heyecan ve bitkinliği ile Atmleri parçalıyorlar,(ya da gösterilen)polisler kafa göz patlatmaya devraldıkları "şanlı mirasımızı olduğu yerden "cerrahi" operasyonla kutluyorlar.Bol biber gazı salça tat ketçap ye,dök dök ye..

Senaryo aynı.

1 mayıs enerji içeçeği yaptım, REDDETBUL ,tataklandırırırrr

1 mayısta YAMA kullanılmalıydı,20 dakika zeıtgeıst damardan.çatıya koymak yamada bir şey sunmak değil olay;bir farklılık deneyimi kurmak ve çatıda bununla hayata kulak vermeyi öğrenmek demek


Ben kent ve yapıları arasında ilişkileri kadar yapılar ve çatı arasındaki ilişkiyide önemsiyorum,özellikle geri dönüşlü çatıları..

Kentler kalıba giren insanlardır sonuçta,insanlar ise kalıplarını seven yabancılar.Gündelik hayatta devrimi gher gün hissederek bir başkasına aktarabilirsin,dokunarak ,anlatarak,bakışlarınla.selam ver konuş anlat derdini


Kamusal alanı düşünürken artık hiçkimsenin vicdanının sesini dinlemediği bir parkta kum havuzunda gibi hissediyorsun,kumdan kaleler vs. yaparken oyun saatinin bittiğini bana ETİK mi illa anlatacak? Etikmi dediniz??

Bugün etiktende bahsedilmiyor,konuşulmuyor.Sokaklar süpürülmüyor süpürülsede çöpçüler konuş(ul)muyor.Sınırlarında sorunların bitmiyor,entegre rüyanda kavrulurken o papyonlu adamlar saz çalıyor güzel kardeşim,ne yurttan sesleri.Her zorlama bir seçim meselesi ,her seçim ise bir siddet.İçinde seyre çıktığımız yolculukta vicdan anlamanın çok çok gerilerinde kaldı.


Toplumun kollektif vicdanında entellektüellere de yer kalmadı artık,şimdi her an inşada ve tüm aydınlar tamamen bir taşeron.
Anda yaşarken iki düş kuruyorsun.1.mutlu olman 2. ise bunun gerçek olmasıdır,ama bu iki düşün aynı anda gerçekleştirilmesi imkansızdır.Onarılmaz bir kargaşada ise her düş hem mutlu hem gerçek,zaten bunu düşünecek te vaktimiz yok..Herşey böyle içiçe nasıl olsa;çöldeki kum havuzu,oynayan çoçuk ve yıldızlar


Çöl düşüncesinden bahsetmiştim,çöldeki yolculuktan hatırlayanlara
belki 30 yaş bunalımındayım ama doğduğum yıl sayılmıyorsa değilim:)Çölde insanların nasıl konuştuklarını anlamaya kadar gittim.Kim /ile konuşur insan/lar çölde???

Kumlarmı?:Çölün sessizliğimi dillendirir korkuları,ama yıldız çölde hem yalnız hem de yolgösterici olandır aynı zamanda.Bugün yalnızlığın anlamını biliyoruz;Acının anlamına ve acı çekmeye/çekene karşı kayıtsızlık.Yıldız ve çöllerin kumu hazır ve nazır/geçmiş ile gelecek arasında bu ülkede cografyamda aranan şanlı miras/şanlı tarih

Parçaları birleştirirken kumların arasında yürürken kelimelerden çıkarttım saklı tozu."STARDUST IS TRUST" düşteki ev gibi içimde..

Görsel
*Maurizio Cattelan
"Untitled" 1996
Black and white photography / Photographie noir et blanc

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessizliği Aramak (Part I)

Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumlailgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.
Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olmasıbeklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş…

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)



YAR BANA RANCİERE GECELER

RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMIBAĞLAMINDA ESTETİK  VE  SİYASET  MEHMET  DERE

Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.

Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.

Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam t…