Ana içeriğe atla

KAYIP MELANKOLİ

Eskiden ne gülerdim karikatürlere bırakmayan peşimi gölgeler gibi hep önümden yürürdüler,ben severim hala gülmeyi hüzünlenmeyi arada bir bağırmayı sıçramayı,çok fazla normalleştim anomaLİLEŞTİM, ZATEN LEŞTİM BELKİ BİRAZ FAZLA KOKTUM,yalnız bırakan melankoliyi sevdim işte biraz şiire dadandım,

Dedem ne derdi "tarhana tartar ümüğümü yırtar baklava kardaş gel beni kurtar",tat gibi ağzımda kalbimde,belleğimde herşey.Gövdeme baktığımda dev bir midemi yoksa bir gözmü diye karar veremediğim zamanlar oluyor.Bazen köşe başına oturup insanlara abi ben geçici körüm bana bir yüz kaat borç versene diyesim geliyor,doktor bey yaşayacakmıyım?

Kayıp melankoli bu ne hissettireceği belli olmaz,kendi önüne tezgah açan düşünceler var şiirleri söylüyorlar,basit etten bir makina hergün sözcüklerle yağlanıyor...





Yorumlar

ElmasDeniz dedi ki…
yataktaki kurumakta olan tarhana değil mi?

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutsuz Boşluk

SANATORIUM, 9 Şubat – 10 Mart 2018 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin kavramsal çerçevesini ürettiği ve sanatçı olarak dahil olduğu, Yunus Emre Erdoğan,İsmail Şimşek Nezaket Ekici’nin çalışmalarından oluşan “Umutsuz Boşluk” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi ilhamını Dücane Cündioğlu’nun Umutsuz Boşluk adlı makalesinden almaktadır. Cündioğlu ‘Umutsuz boşluk’ adlı makalesinde, Sam Mendes’in yönetmenliğini yaptığı ‘Revolutionary Road’ adlı filminden yola çıkarak bir çiftin içine saplandıkları; ruhani açmaz olarak tarif edilmeye çalışılan “umutsuz boşluğu” deli karakteri üzerinden tartışmaya açmaktadır.
Umutsuz Boşluk isimli sergi başlığı; kötümser bir ruh halini vurgulamasının aksine gücünü umuttan almakta. Bu umut sanatçının credosu (amentüsü) anlamında vurgulanan umutsuzlukla yüzleşme yeteneğidir. Denebilir ki sanatçılar bir anlamda bu kavrayışı ortaya koyarlar. Sanatçı “boşluğu” dönüştürememeyi, bunaltıyı, çöküşü ya da tam tersi olarak bunun ifade edilemezliğini dillendirendi…

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto





By James Engelhardt







Ecopoetry is connection.

It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections.

Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to l…