Ana içeriğe atla

HALAY TOPLUMUN AFYONUDUR.(MİS GİBİ)


.



.


Sibel le beraber bir arkadaşının düğününe gittik,oyayı zaten tanıyorum(mükemmel bir insan hatta insan evladı).Yaşadığı yerleri daha önce görmüştüm varoş,gecekondu muhiti,kimsenin görmediği kafada ötekilediği yerlerden ama burada insan sıcaklığı mevcut,gönlü bol insanlar.Kardeşleriyle tanışmamıştım bu sayede tanıştım,sohbet ettik herşeyden girdik çıktık askerlikten,siyasetten. sibelin arkadaş çevresi ayakkabıcılar sitesi camiası olduğu için bir sürü anlatılacak ve hikaye oluyor,bir servislerine bin neler neler var,zira hayaat buralarda daha paylaşımcı ve sürdürebilir katlanılabilir.Herkes zira kendi hikayesini başkasından dinlediği zaman kardeşliğini anımsamazmı,anımsamıyormu?Bombalar havalarda uçuşurken herkes kim vurdu da yasarken ben neden "o" olayım ben sen varken?ben diyorum ki this is my amazing motto "MADEM GELDİK DÜNYAYA YİYELİM ÇALAA BADEM"

Yani düzzz herşey düşüncede, halayına isyan bizim esrimeye ihtiyacımız yok mu?Sınırların yokolup omuzların birleşmesi için. söylemek istediği de,demek istediğini söyle. Otoban 60 filmindeki adam gibi.
Çok iyi halay çekemedim,bir kaç kişinin ayağınada bastım,oysa onlar beni çok güzel ağırladılar allah razı olsun ne diyebilirim daha...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAR BANA RANCİERE GECELER

RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMIBAĞLAMINDA ESTETİK  VE  SİYASET  MEHMET  DERE

Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.

Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.

Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam t…

Sessizliği Aramak (Part I)

Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumlailgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.
Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olmasıbeklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş…

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)