Ana içeriğe atla
MEHMET DERE
K2 İnsiyatifler Bölümü , 10.Bienal için PROJE:


Temel olarak şehir ve düşle ilgili.yaşadığımız yaşamlarımız ve hedeflerimizle ilgili.Hepimizin bildiği gibi insanlar barınmak korunmak ve ait olmak isterler.vs vs vs. yani izmir yada istanbul üzerinden yada ikisi birden farklı ama karşılıklı kılan şehrin kaybolma deneyimine katılabilirim. Şehir etrafımızdadır ama içimizde yaşar Deneysel alan olarak ve ya da kolektif düş alanı olarak şehri işaretlemek. Şehrin sunduğu karşılaşma alanlarını (yani ben buna uyanma anlarını diyorum)yakalamak Her ne kadar bugünkü toplumsal koşullar insani ilişkiler doğrultusunda mekanlar yaratsa da insanlar arası ilişki olanaklarını sınırlıyor.Şehir sahnesinde yeri,kentsel alanların kayboluşu ve odak noktasını kaba rasyonel ve biçimci bir anlayıştan değil duygusal özdeşleşmeden beslemek üzere bir çıkış noktası belirliyorum. Yaratıcı gücü kaybeden hayal kırıklığını şehirdeki topografik aynalarda kolektif bir geçiş alanı olarak inşa edebilmek.Açık ofiste bunları paylaşmak ya da bana verilen bir sürede keşfe çıkmak ve bu süredeki bütün deneyimleri kaydetmek.Şehir ve beden üzerinden gözden kaybolan her şeyi arşivlemek.Karşılaşma ve deneyim temel konu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutsuz Boşluk

SANATORIUM, 9 Şubat – 10 Mart 2018 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin kavramsal çerçevesini ürettiği ve sanatçı olarak dahil olduğu, Yunus Emre Erdoğan,İsmail Şimşek Nezaket Ekici’nin çalışmalarından oluşan “Umutsuz Boşluk” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi ilhamını Dücane Cündioğlu’nun Umutsuz Boşluk adlı makalesinden almaktadır. Cündioğlu ‘Umutsuz boşluk’ adlı makalesinde, Sam Mendes’in yönetmenliğini yaptığı ‘Revolutionary Road’ adlı filminden yola çıkarak bir çiftin içine saplandıkları; ruhani açmaz olarak tarif edilmeye çalışılan “umutsuz boşluğu” deli karakteri üzerinden tartışmaya açmaktadır.
Umutsuz Boşluk isimli sergi başlığı; kötümser bir ruh halini vurgulamasının aksine gücünü umuttan almakta. Bu umut sanatçının credosu (amentüsü) anlamında vurgulanan umutsuzlukla yüzleşme yeteneğidir. Denebilir ki sanatçılar bir anlamda bu kavrayışı ortaya koyarlar. Sanatçı “boşluğu” dönüştürememeyi, bunaltıyı, çöküşü ya da tam tersi olarak bunun ifade edilemezliğini dillendirendi…

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto





By James Engelhardt







Ecopoetry is connection.

It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections.

Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to l…