Ana içeriğe atla

Kendim ve İşlerim hakkında


…Bence insan kendi hayatını da,başkalarının hayatını da merak etmeli.Bence yapabileceği,yapması gereken bazı şeyler var.Her şeyden önce,insan olan bitenden dolayı başkalarını suçlamamalı,her zaman sorumluluğu kendi üzerine almalı.Bunu genel olarak söylüyorum.Dünya başını almış gidiyor,sende bu dünyanın içindesin.Bu durumda dünyanın nereye doğru gittiğini bulması gereken sensin.Başkaları ayağının altına halı serip hazırlasın diye bekleyemezsin.Bu söylediğim şey kulağa aptalca gibi geliyor ama önemli.Dış dünya ile daha barışık olmanı sağlıyor bir anlamda.Diğer insanların yaptıklarına saygı gösteriyor ve onlarında büyük çoğunlukla olup biteni anlamaya çalışan,biçareler olduğunu fark ediyorsun.Bu bir tür budist merhamet hali geliştirmeye benziyor..Tabi her şeyin sonu var bu biliniyor ama bu kendi başına bir son değil.Ben yapabileceğim ne varsa yapmam gerektiğine inanırım.Tüm yaptıkların,nasıl desem,büyük ölçüde geçicidir,içinde yaşadığınız zamana bağlıdır…Ben bu geçiciliği derinden hissediyorum,bir şeyler yapmaya çalışıyorum,başarılı olmaya değil.Elimden geldiğince eğlenmeye, elimden geldiğince hayatta kalmaya çalışıyorum, ama hayatta kalmak ve eğlenmek için de elden geldiğince duyumsamak gerekir,duyumsamak içinde bilmek.Gerçekte hayattan çok şey çaldığımı yada topladığımı düşünüyorum.Ama bunlardan nasıl kurtulacağımı bilmiyorum.Yaptığım şeyler sonuçta yararsız şeyler.Onları topladığım anlar zamanı durdurabilmek,bu geçicilik duygusuna set çekebilmek için ilginç tabii.Ancak bu keşif anı geçtikten sonra ilginç olmaktan çıkıyor..

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Umutsuz Boşluk

SANATORIUM, 9 Şubat – 10 Mart 2018 tarihleri arasında Mehmet Dere’nin kavramsal çerçevesini ürettiği ve sanatçı olarak dahil olduğu, Yunus Emre Erdoğan,İsmail Şimşek Nezaket Ekici’nin çalışmalarından oluşan “Umutsuz Boşluk” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor.
Sergi ilhamını Dücane Cündioğlu’nun Umutsuz Boşluk adlı makalesinden almaktadır. Cündioğlu ‘Umutsuz boşluk’ adlı makalesinde, Sam Mendes’in yönetmenliğini yaptığı ‘Revolutionary Road’ adlı filminden yola çıkarak bir çiftin içine saplandıkları; ruhani açmaz olarak tarif edilmeye çalışılan “umutsuz boşluğu” deli karakteri üzerinden tartışmaya açmaktadır.
Umutsuz Boşluk isimli sergi başlığı; kötümser bir ruh halini vurgulamasının aksine gücünü umuttan almakta. Bu umut sanatçının credosu (amentüsü) anlamında vurgulanan umutsuzlukla yüzleşme yeteneğidir. Denebilir ki sanatçılar bir anlamda bu kavrayışı ortaya koyarlar. Sanatçı “boşluğu” dönüştürememeyi, bunaltıyı, çöküşü ya da tam tersi olarak bunun ifade edilemezliğini dillendirendi…

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto

The Language Habitat: an Ecopoetry Manifesto





By James Engelhardt







Ecopoetry is connection.

It’s a way to engage the world by and through language. This poetry might be wary of language, but at its core believes that language is an evolved ability that comes from our bodies, that is close to the core of who we are in the world. Ecopoetry might borrow strategies and approaches from postmodernism and its off-shoots, depending on the poet and their interests, but the ecopoetic space is not a postmodern space. An ecopoem might play with slippages, but the play will lead to further connections.

Ecopoetry does share a space with science. One of the concerns of ecopoetry is non-human nature (it shares this concern with the critical apparatus it borrows from, ecocriticism). It certainly shares that concern with most of the world’s history of poetry: How can we connect with non-human nature that seems so much more, so much larger than ourselves? How can we understand it? One way is to l…