Ana içeriğe atla

YAR BANA RANCİERE GECELER


RANCİERE ; DUYULURUN  PAYLAŞIMI  BAĞLAMINDA
ESTETİK  VE  SİYASET
 MEHMET  DERE


Jacques Rancière (d. 1940) Fransız düşünür Paris-VIII (St. Denis) Üniversitesi'nden
felsefe profesörü iken emekli olmuş ,ve 1960’lı yıllarda Marksist düşünür Louis
Althusser ile beraber yazdığı Kapital'i Okumak ile bilinir –tanınır hale gelmiştir.


Bu deneme yazısı içerik olarak J. Ranciere’in sanat ve politika arasında kurduğu sanatsal tarihsel ilişki bağlamının yanı sıra ,estetik-politika ilişkisi çerçevesinde sanata dair görüşlerinin tartışılmasını amaçlamaktadır. Rancière, “politika”nın ve “sanat”ın işleyiş ilkelerini, kendi tabiriyle söylersek “duyulur olanı yeniden şekillendirmek” (distribution of the sensible) olarak tanımlayarak, ikisinin birbirinden ayrı ve birbirine temas etmeyen iki gerçeklik olduğu düşüncesini alt üst etmektedir.


Ranciere tarafından 'duyulur olanın paylaşımı' nosyonu, duyumsanır ya da algılanır olanın, yani duyular alanının bir safiyet ve doğrudanlık içermediğini, tam tersine siyasi/toplumsal olarak belirlenmiş ve sürekli yeniden üretilen bir hiyerarşik bir mevcudiyet alanı olduğunun altını çizmek için vurgulanmıştır.

Ranciere sanatın temsil ettiği muhalif gerçeklikle , hayatın içinde yer alan politik tavrın sanatsal muhtevası arasında hiçbir ayrım görmemektedir. Bu durumda politik sanatın ya da sanat politikasının, kendi alanı dışındaki ‘gerçek dünya’ ya müdahalesi diye bir durum söz konusu olamaz. Çünkü sanatın dışında kalacak bir gerçek dünya yoktur.

Ranciere gerçekliği görülür, söylenilir ve yapılır olanın birbirine bağlandığı bir bir mekan inşası olarak ; “algılarımızın, düşüncelerimizin ve müdahalelerimizin nesnesi aynı zamanda gerçeğin “bize sunulmuş olanı” yapılandırdığı bir kurmacanın inşası olarak görmektedir.

Ranciere’in belirttiği gibi , ..sanatı siyasal kılan temel unsur ,dünyanın düzenine dair aktardığı mesajlar ve duygular değildir. Toplumun yapılarını ,toplumsal grupların çatışmalarını ve kimliklerini temsil etme tarzı da değildir. Tam da bu işlevlerle arasına koyduğu mesafe tesis ettiği zaman ve mekan ,bu zamanı ve bu mekanı doldurma tarzı,sanatı siyasal kılar...(1)

Bu doğrultuda sanat, estetik ve politika bu  özgürleştirici kolektif deneyime izin veren, paylaşımı sağlayan, ortak bir temsil politik gücü hissettiren yeni politik öznellikler ortaya çıkaran-yaşatan deneyim biçimlerini tariflemektedir.

Ranciere’in Proleterlerin Gecesi (La nuit des prolétaires, 1988) adlı kitabı tam da bu deneyim biçimine ve kollektif gücüne işaret etmektedir.
Kitap 19.yüzyıl Saint-Simoncu entelektüellerle birlikte tavan arasında Atölye (Atelier) dergisini çıkaran sıra dışı işçileri ele almaktadır. Bu işçi-şair ve işçi filozof hareketi; gündüz fabrikada çalışan ve gece uyumak yerine bir araya gelerek şiir yazıp, felsefe yapan bu işçileri politik özne ve siyasal estetik bağlamında ele alır .Bu insanların ihtiyacı oldukları tek şey ise sadece “zaman”dır. Raciere’in tabiriyle onlar “birkaç hayatın borçlu olunduğu” varlıklardır.(Proleterlerin Gecesi s.ix).Zamanın bu anlamda kollektif ve yaratıcı örgütlenmesi estetik anlamda bilen/cahil hiyerarşisine ve “polis” yapılanmasının aptallaştırma sürecine başkaldırmasıyla kazanılmaktadır.Mahrum kaldığımız şey idealler değil kollektif özneleşme süreçleridir.Rollerin ,yerlerin ve zamanların duyulur düzeni ,bazı şeylerin görünür bazı şeyleri görünmez kılar.İnsanlar ancak mevcut düzen içinde kendilerine biçilmiş roller ve yerler çerçevesinde görünür olurlar. Dolayısıyla “duyulurun paylaşımı” olarak adlandırılan deneyim duyum ile anlam arasında insanlara kim olabilecekleri ve ne yapabilecekleri konusunda rolleri , yerleri ve zamanları sınırlandıran bir ilişki biçimidir.

Bu noktada Ranciere göre estetik devrim fikri “tahakküm ilişkilerinin estetik olarak askıya alınmasını, tahakkümsüz bir dünyanın ana ilkesine dönüştürmeyi önerir ; ve “ devlet düzeyinde devrim olarak kavranan siyasal devrimin karşısına ,bir duyumsama cemaatinin oluşturulması  anlamında devrimi çıkarır”. (2)

Siyaset her zaman ifade edilebilir olanla ilgili bir mevcut düzene (statüko) bir müdahaleyi içerir.“Duyulurun paylaşımı” toplumsal gerçekliğin maddi -pratik örgütlenişi ile bundan çıkarılan anlam arasındaki ilişkiyi ifade etmektedir.Bu anlamda ”görünürlük” bize verilen rolü  anlamını tamamlamak için kurulu ,rollerin yerlerin rasyonelleşerek içselleştirdiği bir sahnedir.


..Duyulurun paylaşımı, duyu ile anlam çıkaran bir yorumlama arasındaki ilişkiler kümesini tanımlayan bir kalıptır…(3)

Rancieré’in bu anlamda duyulurun paylaşımının denetlenmesi anlamında kullandığı diğer kilit kavramlarından biri de “polis ”ilkesi ya da düzenidir. Bu kavram ; insanların ait oldukları yeri gösterip orada var olmalarına ve kendilerinin mevcut düzende fazladan bir şey olamayacaklarını algısını yaratan bir düzenek olarak tariflenebilir.Bu düzenek; güçlerin örgütlenmesi anlamında yerlerin ve işlevlerin dağıtımı ve bunun meşrulaştırılması, kısaca müşterek olanın yapılandırılmasını kapsayan bir yapı olarak okunabilir.Bu algının politikası bedenlerin, konumların güçlerinin ve işlevlerinin yönetilmesidir. Ranciere’ci anlamda politika; gücün ve işlevin eşitsiz dağıtımını örtbas eden bir uzlaşma (konsensüs) rejimi olarak adlandırılır. Ranciere bu durumu şöyle ifade etmektedir:


“Şu soruluyor bize: ‘Siyasal olan nedir?’ Ben en kısa yanıtı vereceğim: Siyasal olan ayrı türden iki sürecin karşılaşmasıdır. Birincisi hükümet sürecidir.Cemaat halindeki insanların bir araya gelişini ve rızalarını örgütlemekten ibarettir ve temelinde yerler ile görevlerin hiyerarşik dağılımı vardır. Bu sürece polis adını vereceğim.” (4)


Bir düzeni ifade eden polis (police) olarak siyasetten (politics) uyuşmazlık ve eşitlik ön koşullu siyasal olana (political) geçişte demokratik mücadelenin hiyerarşik ayrımlarını ortadan kaldıran bir zemin arayışına ulaşırız. Bu anlamda siyasetin öznesi, verili bakış açısında duyumsanamayanı görünür hale getirendir. Ranciere siyasal ilişkinin temelindeyer alan demokrasinin eşitlik noktası, ancak temsilci-temsil edilen olarak belirlenmiş rollerin ötesine taşınacak bir mücadele zeminde tartışır. Polis kavramı , güçler dengesinde alacaklı ile borçluyu tanımlayan , kabul edilmiş içkin ve genellikle örtük olan yasayı temsil eder. Rancière’e göre politika ise , polisin zıddı olarak her yerde ve onun aksi istikametinde var olmakta ve duyulur olanı şekillenmeyi yeniden şekillendirme etkinliği olarak kendini üretmektedir. Bu bir kopuş eylemi olarak mevcut ortak duyudan ve mutabakattan ayrılışı işaret eder.  Politika , heterojen süreçlerin karşılaşıp buluşacak bir yeri ve yolu var olduğunda ortaya çıkar. Uzlaşıdan (consensus) değil,  uyuşmazlıktan (dissensus) beslenir.


Duyulurun paylaşımı olarak adlandırılan içkin gerçeklik yada hegemonik /hiyararşik yapıaynı kültürel alanın sınırlarını, estetik pratik olarak yapısı ve bu sahnede var olan izleyenler arasında bulunan ilişkiler çerçevesini içermektedir. Ranciere Özgürleşen Seyirci adlı kitabında bu çerçeveyi şöyle özetler;



..Bakma ile eylemde bulunma arasındaki karşıtlığı sorguladığımız zaman ; yani söyleme ,bakma ve yapma arasındaki ilişkileri kuran olguların tahakküm ve boyun eğdirme yapısına ait olduğunu anladığımız zaman başlar özgürleşme . Bakmanın da konumların dağılımını teyit eden , ya da dönüştüren bir eylem olduğunu anladığımız zaman gerçekleşir... (5)


Bu doğrultuda sanat, estetik ve politika bu  özgürleştirici kolektif deneyime izin veren, paylaşımı sağlayan, ortak bir temsil politik gücü hissettiren yeni politik öznellikler ortaya çıkaran-yaşatan deneyim biçimlerini tariflemektedir.


Sanat politikleşmez, ne de politik konuları üzerine almakla politik hale gelmez  ; çünkü o her zaman politiktir. çünkü  sanatın devam eden kendini gerçekleştirme süreci ve kendi tarihinin bilincinde olması, “hiyerarşik modelden sürekli kopmasını” olanaklı kılmıştır.Ranciere sanatı biçimsel stillere hapseden ve sanat ile hayat arasındaki ilişkiyi sabitleyen, böylece onun eleştiri potansiyelini yok eden bu hiyerarşik modelin karşısına , sanatçının, var olan sanatsal düzenlemelere (duyulur olanın paylaşımına) karşı geliştirdiği “uzlaşmazcı” tavrı koymaktadır. Öncelikle,  sanat siyasidir; çünkü mekânın, görünürlüğünün ve yaşanırlığının dağılımını yeniden biçimlendirir.



.Sanat sadece siyasi meselelerle uğraştığı ya da sosyal ve siyasal çatışmaları temsil ettiği için siyasal değildir. Öncelikle, sanat siyasidir çünkü mekânın, görünürlüğünün ve yaşanırlığının dağılımını yeniden biçimlendirir…(6)


Bu anlamda Ranciere’ci sanat pratiği; ortak olanla ilgili soruna bağlayan da, duyulur deneyimin sıradan formlarının askıya alındığı bir zaman-mekânın hem maddi hem de simgesel olarak kurulmasını ifade eder. Sanat, kolektif yaşam biçimleri önerir. Sanat sadece bir temsiliyet aracı olmaktan ziyade, kültüre, yaşama, politikaya bire bir etki eden ve onları yönlendiren bir araçtır.

Ranciere Estetiğin politikaları adlı kitabının bölümünde ise Estetiğin bir “disiplin” değil ; neyin sanat olup olmadığını tanımlamaya yarayan özgün bir rejimin adı olduğunu belirtir. Estetik eylem seyircinin eserle saf biçimde (bugün çağdaş sanatta bağlam discourse anlamında kullanılan )karşılaşmasına engel olur. Ranciere sanat yapıtının Sthendal’ın  ünlü ilkesi mutluluk vaadinin karşına seyircinin yapıtla özgürce karşılaştığı duyumsamanın özgürleşmesi bir alanı problematiği olarak sunar.

..Yapıtın ortaya konuluşu ile onun yorumlama rejiminin arasında zengin okumalara olanak tanıyan bir yarık, bir boşluk ,bağlantısızlık vardır.Özgür deneyim imkanı da bu gediğin kendi sayesinde mümkündür.Yapıtın gücü ve estetik etkileyiciliği bu yarık sayesinde ortaya çıkar .. (7)


Estetik rejim kavramı ; bir terim olarak içinde bulunduğumuz çağın muğlak yapısna gönderme yapmaktadır. Her rejimin farklı bir sanat ve görüntüyü ele alış biçimi mevcuttur. Örneğin; temsili imajlarda söylenebilir olan sözel olgu görünüre hükmederken o görüntüyü şekillendirir ve görünürlülüğünün kendisi bir mesaj haline gelir. Estetik rejimde ise sözel olanı görünür olan tarafından kuşatılmıştır.örnek olarak Da vinci’nin son akşam yemeğini göz önüne getirirsek tüm sahnede var olan temsil söze  yani hikayeye göre belirlenir. Ranciere estetik rejim olarak tariflediği 19.yy. sonu ve 20.yy başlarında varolan sanatsal rejimleri tarihsel biçimsel sınırlandırmanın aksine ve birbiriyle çelişen yapılar olarak görmekten ziyade (soyut sanat ,dada ,vs.) avangard dünyeviliğin diyalektiği üzerinden kurmaktadır.


Siyaset ve sanat birbirinden iki ayrı gerçeklikten  oluşmadığı gibi varlıkları duyumsanabilir olanın paylaşımına bağlı olan koşullu gerçeklikler olarak değerlendirilirler .Ranciere Platon’un devlet adlı eserini bu anlamda örneklendirir .Platonun devlet adlı eseri sanatın  siyasetten yasaklanılması içeren bir metin olarak kabul görmesine karşın Platon’un (Ranciere açısından) yaptığı ise eserinde siyaseti geri çekmektir. Sanatçıların , zanatkarların  yapabilmeleri için gereken zamanın dışında var olamamaları iddiası “sanatkarı siyasetten ,mimetikçiyi şehir devletinden kovar. (8) Ranciere’ci anlamda heterojen öğelerin (demokrasi ve tiyatro )bir arada bulunması gereken dialektiği kaçınılmaz olarak anlamın sahnesinde duyulur  olanın paylaşılırlığını amaçlayan “organik hayatı” biçimlendirmek içindir.


Sanat bireysel olarak tek başınalığı ile dünyadan izole edilmiş özerk bir gerçekliğe sahip varlığı sanatın tanımlamasına ilişkin bir rejim mantığı ile  içiçedir. Ranciere ziyaretçilerin eserle baş başa kaldıkları  yalnız ve edilgin alan olan  “tek kişilik ırak yer”anlamında müze mekanını örneklendirerek açıklar. Bu mekanın kavranması özgül farkındalığını anlamak için 18.yüzyıl sonu ve 19 yy.başında vuku bulmaya başlayan estetik rejimi analiz etmek gerekmektedir.Ranciere için Estetik bir disiplinden ziyade neyin sanat olup olmadığını tanımlamaya yarayan özgün bir rejimin adıdır. Özerk bir alan olarak düşünülen tahsis edilen mekanlar sanat eserlerinin form ,güzellik vs gibi sınıflandırılmasına tabi olduğu bağımsız alanşlarmış gibi görünürler ama tarihsel süreç içerisnde bu anlatı 20.yy.endüstri devrimi ile beraber teknoloji ve üretim olanaklarının getirdikleri çeşitliliğide göz önünde bulundurduğumuzda sanat eseri ve meta formu arasındaki sınırları korumak imkansız hale gelmiştir.Ranciere bu anlatıyi ki çağın  birarada koyduğu terimlerin özgül biçimde sahiplenerek muhafaza ettiği rejimi analiz ederek açıklamaya çalışır.

Ranciere Estetiğin politikaları adlı kitabının bölümünde ise Estetiğin bir “disiplin” değil ; neyin sanat olup olmadığını tanımlamaya yarayan özgün bir rejimin adı olduğunu belirtir. Estetik eylem seyircinin eserle saf biçimde (bugün çağdaş sanatta bağlam discourse anlamında kullanılan ) karşılaşmasına engel olur. Ranciere sanat yapıtının Sthendal’ın  ünlü ilkesi mutluluk vaadinin karşına seyircinin yapıtla özgürce karşılaştığı duyumsamanın özgürleşmesi bir alanı problematiği olarak sunar.


..“Sanat politikası “üç ayrı mantığın iç içe geçmesiyle oluşmuştur; estetik deneyim biçimlerinin biçimlerinin mantığı,kurgusal çalışmanın mantığı ve meta-politik stratejilerin mantığı .Bu iç içe geçiş ,tanımlamaya çalıştığım üç etkileyicilik biçimi arasında da özel ve çelişkili bir örgünün bulunması gerektirir:Temsillerle  sonuç üretmek isteyen temsil mantığı ,temsili amaçların askıya alınmasıyla sonuç üreten estetik mantık , ve sanata ait biçimlerle politikaya ait biçimlerin birbiriyle doğrudan özdeşleşmesini isteyen etik mantık ..(9)




Ranciere  sanat rejimlerini üç bölümde ele almaktadır


Poetik,temsili ve estetik.

Poetik rejim, Platonik bir sanat görüşünü ve sanatın ideaların birer yansıması olduğun yönünde etik bir niteliğe sahip olarak doğru yolu göstermek zorunda olduğunu şeklinde cisimleştirilir. Platon referanslı “etik imgeler rejimi”, Aristoteles referanslı “temsili sanat rejimi” ve nihayet temsilin askıya alındığı, Schiller’in metinleriyle başlattığı “estetik sanat rejimi” olarak adlandırır. Ranciere’in yaklaşımı bu anlamda sanatı tarihselleştiren bir dönemselleştirmekten çok, bir temsil yapılarını varolduğu bir sahnenin sorunsallaştırılmasıdır.

Rancière  “estetik” kavramını, neyin sanat olup, neyin olmadığını tanımlamaya dayanan bir rejimin adı olarak kullanır. Estetik rejim kavramı, bir terim olarak içinde bulunduğumuz çağın muğlak yapısına gönderme yapmaktadır. Her rejimin farklı bir sanat ve görüntüyü ele alış biçimi mevcuttur. Örneğin; temsili imajlarda söylenebilir olan sözel olgu görünüre hükmederken o görüntüyü şekillendirir ve görünürlülüğünün kendisi bir mesaj haline gelir.

Estetik rejimde ise sözel olanı görünür olan tarafından kuşatılmıştır. Örnek olarak ; Da vinci’nin son akşam yemeğini gözönüne getirirsek tüm sahnede var olan temsil söze-hikayeye göre belirlenir. Ranciere estetik rejim olarak tariflediği 19.yy. sonu ve 20.yy başlarında varolan sanatsal rejimleri tarihsel biçimsel sınırlandırmanın aksine ve birbiriyle çelişen yapılar olarak görmekten ziyade (soyut sanat ,dada ,vs.) avangard dünyeviliğin diyalektiği üzerinden kurmaktadır. Estetik rejimin temsil mantığı özgür bir karşılaşmadan ziyade yapıtın anlamı ve seyircide yarattığı etki arasında süreklilik ilişkisi (consensus) kurarak işlemektedir. Bu yapı ;seyircileri “izleyen” konumlarını tahsis eden , düşünsel yapılarını ve algıladıkları duumsamaların farklılığına rağmen aynı anlama ulaştıkları öngören özneler olarak sabitleyen bir düzenektir. Temsil düzeninde sanat yapıtın biçimi bir duyumsanma formu olarak “consensus” tarafından önceden belirlenmiştir. Sanatsal özgürleşme yada temsilin askıya alınışı bu anlamda eylemde bulunan ve seyirci –izleyici arasındaki birey, kollektif bir yapının arasındaki sınırın belirsizleşmesini varsaymaktadır.

..Yapıtın ortaya konuluşu ile onun yorumlama rejiminin arasında zengin okumalara olanak tanıyan bir yarık, bir boşluk ,bağlantısızlık vardır.Özgür deneyim imkanı da bu gediğin kendi sayesinde mümkündür.Yapıtın gücü ve estetik etkileyiciliği bu yarık sayesinde ortaya çıkar .. (10)




Ranciere sanatı siyaset ile aynı zeminde konumlandıran tavır ile kast ettiği şey sanatın var olan uzlaşma mantığının eşitsizliğini deşifre etme kabiliyetidir, yani “dissensustur”. Bu noktada politik ve estetik olanın temsili ve temsil mantığının doğasına odaklanmak gerekir. Ranciere’ci anlamda temsil, doğası gereği oligarşiyi üreten bir ilişkidir: temsil edileni bulunduğu yerde tutmak , onunla politika arasına sınır çizmek ayrımların olmayan bir bütünün içine koymak böylece temsilin politik-öznelik imkanından dışarıda bırakılması ile onu sadece bireysel-türsel yaşamının içerisine hapsetmek demektir.. Oysa Ranciere için demokrasi, bireyin kendisini dışlandığı politik alanın içerisine sokabilmesive orada kendi “söz’ünü” inşa edebilmesidir.





 ..Estetik sanat rejiminde sanatın siyaseti ,  daha doğrusu metapolitikası ,şu kurucu paradoksla belirlenir: Bu rejimde sanat aynı zamanda sanat olmayan olduğu ,sanattan başka şey olduğu ölçüde sanattır. Dolayısıyla , hüzünlü bir sorun ya da neşeli bir postmodern patlamanın ,modernizm serüveninin büyük fikirleri olan sanatın özerkliğine ve sanat yoluyla özgürleşmeye son verdiğini hayal etmemize hiç gerek yok.Kökenden gelen ve hala işleyen bir çelişki var.Eserin yalnızlığı bir özgürleşme vaadi taşır.Ama vaadin gerçekleşmesi ,sanatın ayrı bir gerçeklik olmaktan çıkıp bir yaşam biçimine dönüşmesi anlamına gelir… (11)



Ranciere günümüz çağdaş sanatında pek çok sanatçının (klişe olarak nitelendirebileceğimiz) kullandığı sanatsal tavrı ; seyircide “farkındalık yaratma”, “toplumsal çelişkilere dikkat çekme”, seyircinin algısını “ters yüz etme” gibi durumların gerçekliğe muhalif olma iddiası taşımaktan ziyade tekrar tekrar dolaşıma sokulan yapısını ve, küresel kapitalist sistemin içerisinde bu “muhalif” sanatı tüm imkânlarıyla desteklediği gerçeğini hedef alarak eleştirir. Politik sanatın var olduğu açmaz tam bu noktada cisimleşmektedir . Sanat yapıtları bize tahakküm mekanizmaları dair bilinç vererek ,  izleyiciyi dünyanın dönüşümünde –gerçekliğinin bilincinde olan bir özneyi varsayarak dönüştürmeyi amaçlar.


..Ama tahakküme maruz kalanlar için mesele hiçbir zaman tahakküm mekanizmalarının bilincine varmak olmamıştır; mesele tahakkümden başka bir şeye adanacak bir beden edinebilmektedir...(12)


Ranciere çağdaş sanatın siyasal olarak muhtevasını vizör olarak ; modern / postmodern karşıtlığı çerçevesinden değil ,siyasal “üçüncü” bir alan üzerinden tariflemektedir . Bu alan sanatın dünyası ile sanatın “sanat olmayanın dünyası” arasındaki yer değiştirme (yerinden etme –yerine geçme anlamlarını da içerecek şekilde) oyunu üzerine kurulu olan siyaseti etkileyen dönüşümleri ele alacak şekilde biçimlenmektedir. Bu oluş siyasetinin başat formunu Dadaizm’den başlayarak foto kolajlara  , Wolf Vostel’in yıldız resimlerine, Warhol’un müzeye soktuğu günlük yaşam nesneleri olan sünger ve conserve kutularında vs. kadar örneklendirerek tartışmaktadır. Sanat olanla- olmayan arasındaki heterojen unsurlar arasındaki bu alışveriş oyunu  ; karşıtlıklar kurarak , form ve içerik anlamında bir kendi konumu sorgulama anlamında sanatın yerini ifşa etmeye yöneliktir.

Ranciere bu noktada eleştiriyi daha da derinleştirerek heterojen unsurların kolajından oluşan form alımlayışını “şok” kavramı üzerinden tarif ederek bu polemik işlevinin günümüzde bir çok serginin meşrulaştırılmasında artık güncel bir klişe olarak kullanıldığına dikkat çeker. Bu durumu günümüz çağdaş sanatında var olan dört farklı üretim modelini üzerinden değinerek tartışmaya açar.. Oyun , gizem , envanter ve karşılaşma.

 Oyun etkinlik olarak sanatın yaratıcı doğasından kaynaklandığı bir özgürleşme alanından çok artık günümüzde yeniden üretilebilir ticari bir gösteri alanına geçtiğini hatta ayırt edilemez hale geldiği altı çizili bir karara bağlanamaz sunum biçimine dönüşmüştür. Ranciere kilit olarak bu müphem alanı karara bağlanamazlık olarak ifadesindeki vurgu gitgide hızlanan imaj tüketimiyle işleyen toplumun göstergelerin okunma protokollerinin anlamını askıya almaktan ibaret olarak ifade etmektedir.(13)

Ranciere için envanter ise bir üretim sanatsal bir üretim modeli olarak tarihsel bir iz anlamında eklenen, dünyaya ve zamana tanıklık eden fotoğraflar  , nesneler ve isim listelerinden oluşan bir çeşit koleksiyondur. Christian Boltanski’nin farklı zamanlara, uluslara ait herkesin inceleyebileceği rehberlerden oluşan “Telefon Aboneleri” enstelasyonu bu anlamda Ranciere Estetiğin huzursuzluğu kitabında örneklendirmektedir.

Karşılaşma adını verdiği diğer form ise izleyicinin kendisinin öngörmediği bir alanda bir tanıklık ve deneyim olarak var olmasını davet eden bir alandır. Bu deneyim tarzı sizi sanat yapıtın kendisiyle mekanla yeniden ilişkiye sokarak nesnelerden ziyade durumlar üretmeyi amaçlamaktadır. Ranciere bu tavrı bir çeşit sosyalleşme arzusunun yeniden üretimi olarak sanatsal metalardan ve göstergelerden ziyade kaybedilen toplumsal bağın onarılmasını amaçlayan bir ilişki eksikliğini gidermeyi amaçlamak olarak okumaktadır.



Ranciére “gizem” kavramı ile formların dünyası ile nesnelerin dünyasını tek yüzeyde birleştiren şeyin ‘açıklık’ fikri olduğuna vurgu yapmaktadır. Bu yöntem şok yaratmak için kullanılan öğelerin heterojenliğinin aksine heterojen unsurların akrabalığına işaret etmektedir. Örnek vermek gerekirse Godard’da Carmen gülü , Beethoven’in yaylı dörtlüsü , Mallarmé’nin bir “Zar atımı” adlı eserlerini sayabiliriz.. Ranciere bu dört unsurun birleştiren kategorik şematik anlatımını çağdaş sanatın politikliği üzerine bir eleştirel kışkırtma olarak kullanmaktadır. Bahsettiğimiz çağdaş sergi düzeneklerinin(sergi-enstelasyon) estetik askıya alma olarak okunabilecek bu yapılarının varoluşları paradoksal ve postmodern anlamda “karara bağlanamazlık” olarak ortaya çıkmaktadır. Bu görünmez ve müphem bölge esere atfedilen çoğul anlamlar dan başlayarak eserin formunun tavrı , içinde bulunduğu dünyanın karmaşıklığı içerisinde katlanarak büyümektedir.




Çağdaş sanatın ürettiği bu modeller seyirciye davranış ve duyumsama modelleri önererek pedagojik bir misyonu yerine getirmektedirler








Ranciere politik sanatın açmazları ile ilgili sık sık Marta Rosler’in “Bringing War Home“ serisindeki Amerikan Ev  hayatı  reklam görüntüleri ile Vietnam savaş görüntülerini birbirine ile çakıştıran fotomontajları örnek olarak gösterir.Bu fotomontaj serisinden Balonlar adlı çalışma; Köşesinde Balonların  yer aldığı geniş bir villa iç dekoru ile  Amerika ordusu tarafından katledilmiş bir çocuğu taşıyan bir Vietnamlı  görüntülerini içerir.Ranciere bu fotomontajın temsil mantığını masaya yatırır.Bu temsil politikası Aynı zemin üzerinde heterojen iki öğenin birbirine aykırı biçimde çarpışması ..“gizli gerçeklik hakkında bilinçlenme ve inkar edilen gerçeklikle ilgili bir suçluluk duygusunun uyanması”..(14) bu anlam da  meta olarak görüntülerin  edilgin tüketicileri olduğumuz gerçeği  olarak suçluluğumuzun kanıtı olarak okunabilmektedir.


Ranciere bu anlamda diğer bir örnek olarak  Özgürleşen Seyirci kitabının Eleştirel düşüncenin Talihsiz Maceraları adlı  bölümünde Amerika’da yaşayan Alman sanatçı Josephine Meckeeper  tarafından çekilmiş  savaş karşıtı gösterilerin bir fotoğrafını örnek olarak tartışmaya açar.Fotomontaj arka ve ön plan olarak  iki farklı gerçeklik içerir.Ön planda göstericilerin veya tüketicilerin doldurduğu bir çöp bidonu arka planda ise elinde pankartları ile bir grup gösteri yapan insan yer almaktadır.Görüntü birbirine zıt bir şekilde heterojenlik olarak işleyen ikili politik bir alegoriye sahiptir.Ranciere bu uzlaşmaz zıtlıkların biraradalığını; birbirlerini dışlayan çelişkilerden azade aynı gerçekliğin  parçası olarak   okumaktadır. Gösterinin sanat formunda metalaşması  görüntünün sahip olduğu gerçelik  görünüş –gerçeklik karşıtlığını protesto eder gibi gözüksede Ranciere ci anlamda görmeyi bilmediğimiz meta meta teşhirinin sınırsız hükümranlığı”  ve küçük burjuva nihilist dehşetine ‘eklemlenmektedir.(15)Gösterinin herşeye yayılan hegemonik iktidarı Guy debord’un tariflediği anlamda gerçekliğin kurucu bir özelliği haline gelmiş ve bu anlamda gösteri gerçek dünyaya eklenmiş bir  şey , bir dekordan ziyade toplumun gerçek dışılığının merkezi haline gelmiştir.


...Bu aşırı tüketimi,savaşı bir daha eve getirmek  niyetindeki göstericilerin önüne atmıştır.burada aslolan  görünürde çelişkili görünen bu imgelerin aynı gerçekliğin parçası olduklarını göstermektir.(16)


Ranciere’ci anlamda estetik etkileyicilik tam aksi yönde sanatsal üretimin paylaştığı tikel uzlaşmazlığın , ayrılığın , bağlantısızlığı vurgulayıcı nitelikte konumlanmaktadır. Sanatın politikaya temas ettiği noktada tam burasıdır.






..yani sanatsal üretimin duyumsanabilir formları ile bu üretimin seyirci tarafından alımlanmasını sağlayan duyumsanabilir formlar arasındaki süreksizliğin başladığı yerde mümkündür .Bu da açıkça temsili rejim mantığının lağvedilmesiyle gerçekleşir. Anlam ve duyum arasında yapıtın hedefi ile seyircinin alımlanması arasında bir tekabüliyet anlaşması yoktur.(17)

Ranciere  bu anlamda sanat kavramını (estetik olarak uzlaşmazlık fikrini) temel olarak modern –postmodern düz çizgisel bir tarihsel anlatının dışında değerlendirerek günümüzde hala varlıklarını sürdüren iki estetik siyasetinin(rejim) beslendiği gerilim üzerinden tartışmaya açar.

Estetik deneyimin varlığı gösteren izleyicinin  bakışlarına kayıtsız Schiller’in Tanrıça heykelin ilham verdiği şekliyle kendi üzerine kapalı “direngen form siyaseti”  ile  estetik deneyimin gündelik hayatın formlarıyla kaynaştığı ,sanatın ve hayat arasındaki ayrımın kaybolmasının sanatın amacı haline geldiği “sanatın hayat oluş siyaseti”. Direngen form siyaseti sanatın yaşam formuna dönüşmeyen sanatın hayat oluş siyasetinin tam karşında yer alır iken  sanatın hayat oluş siyasetinde ise sanat ve hayat arasındaki ayrım ortak deneyim ile amaç haline gelmektedir.Ranciere bahsettiğimiz  iki estetik siyasetini birbirlerinin hem kurucu hemde yıkıcı oldukları bir düzlemden bakarak estetik-siyaset rejimi alanı karşısına eleştirel sanat kavramını sorunsallaştırarak çıkartır.

Eleştirel sanat “üçüncü bir yol” olarak tam bu noktada ortaya çıkar.Sanatın tekil bir form yaratma çabası ile sanatın  siyasal  olanaklarla kaybolan toplumsal bağı kurucu işlevi arasındaki  sınır ihlalleri ,yer değiştirmeler ve iki taraflı bir dialog  arayışında olan bir estetik siyaseti mümkün kılmasıyla gerçekleşmektedir.Ranciere sanatın siyasi tavrını sanatın kendi özerkliğini içinde muhteva ettiği “ özgürleşme gücünün temeli olan heterojen  duyumsanabilir olanı korumaktır şeklinde ifade etmektedir.(18)


Ranciere, günümüzde politika, sanat demokrasiyi siyaset vs kavramları yeniden tanımlayacak bir çerçeve sunarken farkında olmadığımız şekilde bunun yaşamsal biçimleriyle hem de siyasal olanaklılığı ile ilgilenmektedir. Toplum, sanat ve kollektif yaratıcılık anlamında siyasal özne kavramları mevcut dünya içinde başka bir dünyanın hayal edilmesini Ranciere’in ifadesiyle; daima siyasetin canlandırılacağı bir sahnenin yaratılmasını içerir.  Bu anlamda “ sahne” siyasetin yaşamsal olarak önem kazandığı siyasi bir eşitlik talebini içermek zorundadır.







 1) Ranciere, Jaques (2012) Estetiğin Huzursuzluğu , İletişim yayınları , syf .27
2) Ranciere  Jaques (2012) Estetiğin Huzursuzluğu İletişim yayınları syf .41-42
3) Ranciere Afterword /The method of Equality: An answer to some questions.275
4) Rancière, Jacques (2011), Althusser’s Lesson, Translated by Emiliano Battista
5)Ranciere,Jaques(2009) Özgürleşen Seyirci Metis yayınları syf.18
6)Rancière,Jaques (2007) Siyasi Özne Olarak Sanatçılar ve Kültür Üreticileri: Neo-Liberal Küreselleşme Döneminde Muhaliflik, Müdahale, Katılımcılık, Özgürleşme *Olasılıklar, Duruşlar, Müzakere Güncel Sanatta Kamusal Alan tartışmaları İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları syf. 193
7) E-skop Jacques Rancière’de Politik Sanat ve Temsil Sorunu http://www.e-skop.com/skopbulten/jacques-rancièrede-politik-sanat-ve-temsil-sorunu/2578
8)Ranciere,Jaques estetiğin siyaseti syf 210 *(bu hangi kitaptabulunamadı)(makale)
9) Ranciere,Jaques estetiğin siyaseti syf 63 *(bu hangi kitaptabulunamadı(makale)
10) E-skop Jacques Rancière’de Politik Sanat ve Temsil Sorunu http://www.e-skop.com/skopbulten/jacques-rancièrede-politik-sanat-ve-temsil-sorunu/2578
11) Rancière, Jacques (2012) Estetiğin Huzursuzluğu, İletişim Yayınları, syf 40
12) Ranciere,Jaques, Özgürleşen Seyirci Metis yayınları syf.59
13) )Ranciere,Jaques Estetiğin Huzursuzluğu, İletişim yayınları syf.57
14) Ranciere,Jaques(2009) Özgürleşen Seyirci Metis yayınları syf.29
15 )Ranciere,Jaques(2009) Özgürleşen Seyirci Metis yayınları syf.31
16) Ranciere,Jaques(2009) Özgürleşen Seyirci Metis yayınları syf.30
17) E-skop Küresel Ayaklanmalar Çağında Direniş ve Estetik (http://www.eskop.
com/skopbulten/jacques-rancièrede-politik-sanat-ve-temsil-sorunu/2578 )
18) Ranciere,Jaques Estetiğin siyaseti   syf s.215 (Hangi kitapta olduğu bulunamadı)(makale)









Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessizliği Aramak (Part I)

Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumlailgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.
Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olmasıbeklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş…

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)