Ana içeriğe atla

Sessizliği Aramak (Part I)



Bu deneme yazısı bir çok sanatsal problematiğin iç içe geçtiği bir alanda var olmaktır. Bu anlamda bir deneme olarak Türkiye’de Çağdaş Sanat adı altına üretilen eserlerin içindeki zaman ve toplumla  ilgili gerçekliklerini semptomatik bir okuma-anlama girişimidir. Bir sanatçı olarak bunu yapmamın sebebi nedenini bilmediğim bir erteleyişi bozma amacını taşıyor. Duyulur olanın görünür kılınması.

Bu eleştiriyi görünür kılması gerekenin bir sanat eleştirmeni ya da küratör olması  beklenirdi. Benim kişisel gözlemim artık bu mümkün değil, çünkü çağdaş sanat sistemi kültürel üretimin rekabete dayalı bir sisteminden ekonomik olarak karşılıklı bağımlı bir sisteme dönüşerek kendini tıkadı. Kültürel sermaye anlamında sanatsal üretime atfedilen bir dışarısı boşluk-mesafe kalmadı. Sanatçılar, sanat simsarları, galeriler, sanat dergileri ,müzayede evleri ,sanat fuarları ,müzeler, bienaller artık karşılıklı rekabete dayanan bir sistemden, artık birbirine bağımlı işleyen bir sistemin içinde. Türkiye Çağdaş sanat piyasası altın yıllarını  2007 -2013 yılları arası yaşadı ve tüm bağımsız kişi-kurum-vs. sanat piyasasına eklenme süreci miadını tamamen doldurdu .Sanatçılar, galericiler, sanat eleştirmenleri ya da küratörler çağdaş sanatın etik buyruğu olarak özgürlüğü, mutlak dışarısı anlamında sanatın bağımsızlığını-sahiplenilmesini veya sanatın özerkliği gibi konuları söylemsel olarak  sahiplenseler de  gerçekliklerini bu söylemin sömürüsü üzerinden alıyorlar. Bu bağlamda (1)..Tabi ki sanatçının sütten çıkmış ak kaşık gibi etrafına  bir masumiyet halesi örmesini savunmuyorum



Benim eksikliğini duyduğum şey ‘şimdinin Türkiye’ sin de  entellektüel eleştiriyi içeren eşzamanlı  olarak bir  sergi üzerin(e)den eleştiri okumalarının mümkün olup olmadığı. Türkiye çağdaş sanata dair sergilere dair yazılmış eleştiriler artık bir sergi tanıtım yaz(g)ısının üzerinde var olamamakta. Bu sektör  hala ayaktaysa gücünü  azınlık olarak bedava çalışan sanatçılardan  ve onun üzerinden geçinen  bir sömürüden sisteminden alıyor. Oyun kurum küratörleri ,yeni yetme kurum pratisyeni genç küratörler, sezonluk sanatçı-galeri ilişkilerinden bihaber galeri  direktörleri, kendi temsiliyetlerini   galeri  temsiliyetleri üzerinden kuran aktörler arasında hala devam etmekte. Bu sistem de aktör sanatçı değil , bir varoluş kipi değil o da ürettiği çalışmalar gibi yüzer-gezer-vurucu- bir x. Bilinmeyen bir eşdeğerlilik ilkesi. Çağdaş sanatın muğlak dinamiği ; O = kendisi olmayan her şey


Burada ve şimdi de eksik olan ise şu anın nitelikli eleştirisi.Bu metin  çözülmemiş bir sorunun çözülmüş olduğu varsaymak yerine “Dialektik” olarak okuma ve anlama çabasının entellektüel bir sorumluluk olarak ortaya çıkmasını öngörmekte. Arthur Danto’nun anlam-cisimleşme ve yorum olarak tarif ettiği alımlamayı (ben buna etkileşimin doğası diyorum) duyulur hale getirmek.


Gözlemim ve tezim gerçekten entellektüel bir tartışma konusu olarak sanat eserlerinin sosyal medya  bildirimleri üzerinden aldığımız mesajlar, sanat endüstrisi tarafından üretilen metinsel temsilleri dışında nasıl var olduklarını anlama-anlandırma çabası olarak okunması gerekliliği. Metin içeriğiyle bir anlamda çağdaş olarak kabul ettiğimiz sanat eserlerinin içeriğinin ‘çağdaş’ içeriğini nasıl cisimleştirdiğini –sorunsallaştırdığını ele almakta ve  tartışmaya açmakta.

Hepimizin   bu anlamda sosyal bir event e indirgenen sergi gerçekliğiyle yeniden yüzleşmemiz gerektiğine inanıyorum. Günümüzde çağdaş sanat yapıtları o kadar politik ki; politikanın dışında bir sanat , politik olmadığını düşünen bir sanatçı yok gibi. Bu anlamda sanatsal formun  politik anlam çoğulluğu, çağdaş sanatın politik belirsizliğine dönüşmekte. Bu anlamda bu deneme metni de okuyucun yani izleyicinin bakışının hesaba katılması anlamında bir giriş olarak nitelenebilir.

Artık her şey gibi sanat alanı bir sektör , sanatçı kendini  sistemin kendisinden istediği  gibi özne olarak kurgulasa da  “sanatçı ve yapıtı” ona sunulan alan içinde bir güç ve meydan okuma alanı olarak var olmakta ve kendini üretmekte. Sanatçının işi ya da bakış açısı bu anlamda artık seçimlerinin eseri olarak var oluyor. Bu yazı denemesi ile her şeyin her şeyle temas ettiği bir alanda gezinmeyi planlıyorum. İçeriğin de spesifik olarak Contemprorary İstanbul 2016 Sanat Fuarı ve Akbank Sanat’ta yer alan küratörlüğünü Hasan Bülent Kahramanın yaptığı Sanatın rastlantısı ve Rastlantının Sanatı  adlı sergi ve tasarım bienali üzerine kısa bir deneme yer alıyor.


Hasan Bülent Kahraman’ın küratörlüğünü üstlendiği sergi toplamda 10 sanatçıdan oluşan karma bir sergi. Serginin başlığı  sanki göstergelerin arasında var olan (sanat-rastlantı) bir anlam kaymasını mı ifade ediyor yoksa orijinal bir anlam noktası bulamayacağımız , ayırdına varamayacağımız bir semantik mekana mı gönderme yapıyor tam olarak anlaşılamaz ve bilinemez bir noktada. Bu  anlamda Vesna Madzoski’nin  yeni basılan Küratörlük  adlı kitabındaki küratörlük-yöntem adlı bölümdeki kavramın arkeolojisini kullanmak istiyorum. Madzoski eserinde geçmişten günümüz modern zamanlara kadar küratörlüğü iki süreçle nitelemekte.

(2)..Öznelerin yönetimi ve nesnelerin muhafızlığı. Bakın bu nokta çok önemli ve devam ediyor...Dolayısıyla küratörler özneler ile nesneler arasındaki bölgede ya da birinin diğerine dönüştüğü bölgede iş gören failler olarak tanımlanabilirler...


Madzoski’nin küratör kavramına vurgusu şu noktada çok büyük önem kazanmakta, çünkü küratöre  biçilen ayrıcalıklı  konum(özne-nesne) birini diğerine dönüştürme anlamına kilit bir noktaya  gelmekte. Esasında bu kadar  herkesin zaten üzerine  hem fikir olduğu  basit bir şeyi dile getirmemin sebebi  anlamı  görülecek değil duyumsanabilir bir şekilde yeniden sunmak. Yazarın metninin devamında belirttiği gibi ..sahnelenen ana jest bir koparma jestidir. Sahip olduğu anlamlardan ve öznellikten soyutlanma rejimi. Z.Bauman’ın sanatın yazgısı olarak tariflediği  konum acaba bir affect  olarak bugünün rasyonel sanatçıları  tarafından bakılınca çok mu romantik?

(3)...Eskiden olduğu gibi bugünde sanatın yazgısı gerçekliğe karşı koymak ve bu karşı koyuş / muhalefet yoluyla da gerçekliğin elinden aldığı şeyleri yaşama yeniden kazandırmaktır..




Bu sergi üzerine yazmamın sebebi esasında tek bir iş. Fırat Engin’in Sanatın Sultanları adlı işi ,ama öncesinde son dönem okumalarım arasında C.W. Mills in Sosyolojik tahayyül adlı kitabındaki bazı düşünceler den faydalanmak istiyorum. Bunu yapma sebebim  sanatçının kişisel sorunlarıyla toplumsal varlığı arasında sanatın rolü ya da bağ kurabilme yetisi olarak  hayal gücünün önemine işaret etmek.

Mill’s Sosyolojik Tahayyül kavramını basitçe günümüz insanının kendisi dışındaki dünyaya kendi benliğinde olup bitenleri anlamasını sağlayacak düşünsel bir nitelik kazanmaya gereksinimi şeklinde ifade eder. Mill’s Sosyolojik tahayyül gücünü bireylerin kişisel yaşamlarındaki sorunlarla toplumsal düzeydeki sorunlar arasındaki  ilişkiyi görebilecek bir bakış açısına veya yeteneğe sahip olmaları olarak tanımlar.

Sosyolojik imgelem yetisi karşılaşılan sorunları bireyin dar yaşam ortamının sorunları olarak gören anlayış ile bu sorunları toplumsal yapının kamusal sorunları ele alan anlayış arasındaki  farklılıktır.






Fırat Engin’in Sanatın sultanları adlı işi 150 cm uzunluğunda kılıç formunda üretilmiş bir nesne ve sunum kaidesinden oluşmakta. Çalışmanın içeriği ise yakından bakılınca farkediliyor. Engin’in  çalışması kılıca çağdaş sanat dünyasında ‘popüler’ ,’önemli’ ‘otokrat ‘ diyebileceğimiz çoğu isimin lazer ile kazınarak müdahalesi  ile bütünleşiyor. Çalışmanın üzerinde yer alan isimler arasında  güncel sanat cemaatimizin tanıdık ve bilindik isimleri .Yan yanalıkları veya beraberlikleri arasında hiçbir özel neden bulamıyoruz.(bu durum ancak bizden beklenen bir niyetsel okumayla bilinebilir).Form sanatçı– küratör –kolleksiyoner -sanat taciri isimlerinden oluşan bir fetiş inisiasyon nesneye dönüşüyor. Sanatçı acaba muhalefet ettiği gerçekliğin diline savaşma gücü-güdüsü olarak form üzerinden muhalefet edebiliyor mu ? Egemen dil güç ilişkilerini öngörüyor ve o ilişkilerden beslenip kendini üretiyorsa o dili kullanmak bir muhalefet eleştirisi için ne kadar bağımsız ve eleştirel olabilir? Eleştiriyi formun yaşayan organizması olarak tanımlarsak işin işlemeyen mekanizması bir sergi üzerinden belgelenmiş bir jeste dönüşmekte. Bu jest sıkıcı ‘modern zamanlarda’ bulunan sanatçının  kendini bir tür kararsızlık ve erteleme zamanı olarak  sunması olarak okunabilmekte. Bu aynı zamanda günümüzde özgün ama kurgusal olarak işlemeyen çoğu çağdaş sanat çalışmasının amaçsız mekanik karakteri olarak yorumlanabilir.


Acaba sanatçı bu kılıcı tutan kişimi? Bir savunma aracı olarak kılıç bu aşamada neye hizmet ediyor? Evet savaşman gerek , savaşmalısın, güçlü olman gerek, kılıç aynı zamanda kayıp fallik nesne bu anlamda. Güç sende artık. Güç para ve kılıç değişim nesneleri öznesiz olarak sahip oldukları güce hizmet ediyorlar.

Sanatın rastlantısallığı , Rastlantının sanatı bu birbirine geçmiş ayrımların kaybolduğu zeminde birbirlerini silen ayak izleri  andıran bir buluşma noktasında Kılıç formu nerede varoluyor ?.Bir metin olarak işlenen  kılıç  formunun metni görünenden ibaretse , formun anlamı nerede ikamet ediyor? Gerçekte izleyici acaba bu benim sorduğum soruları soruyor mu ? Esasında bu soru bir gerçeği ortaya çıkarıyor. Soru soran izleyici nerede?İzleyici bu anlamda  bir ‘yolcu’, ‘öteki’ olarak değil  yanlış anlamalara bile imkan vermeyen kapalı bir alanda kaybolan bir yabancı gibi gezinmekte. Olmayan bir izleyicinin avantajı mı bu?






Engin’in çalışması Sanatı ve sultanlığı birbirinden ayırabilecek bir kavram olarak bir kılıç formu arayışı olarak okunmalı ama form doğum esnasında ölü doğmuş. Çalışmasının üzerinde kendisinin  isminin bulunmaması bir sağlık alameti. Müdahil ama dahil değil. Peki gizil arzu ? Nasıl dahil  olunacağı ise tamamen ürettiği formun konusu :Bu kılıcın keskinliği. Sanatçılar formları ürettikleri gibi özgürleşmelerine izin vermeye çalışırlar.(özne-nesne ikiliğinin aşılması)

Bu noktada  sanatsal formun politik varlığı-kılıcın keskinliği ; Adorno’nun ...hiyerarşiye ,toplumsal düzene demokrasiye mesaja amaca, tercihe kayıtsız: kendini sıradan dünyadan ayıran e onun hiyerarşik düzenini ,tahakküm ilişkilerini tanımayan askıya alan sanat tamda bu kayıtsızlığından dolayı(hiçbir siyasal müdahalede/mücadelede bulunmadığı için siyasaldır.Bu onun eşitlikçi olduğunun göstergesi olarak  tariflediği şey olarak okunabilir.

Bir  sanatçı olarak işi yeniden kurma anlamında hayal gücümüzü biraz zorlasam ve işi özne nesne ayrımını kaldıran bir bakışla yeniden kursam nasıl olur? Kılıç formunda var olan isimleri yani herkesin bildiği malum sultanları (sanatçı-aktör-burjuva-küratör-eleştirmen) yasayı, yeniden üretmek yerine hybrid bir anlatı halinde yeniden sunmayı deneyelim. Bu sefer isimler ve soyisimlerinin birbirine karıştığı ikinci bir iş düşünelim.Vasıf Artun(Vasıf –kortun-Ali Artun),Kutluğ Sabancı(Kutluğ ataman- suzan sabancı )Bedri  ülker(bedri Baykam –Murat ülker) metin değiştiği için okumada değişir tabi bakış açısıda. Sanatçının  bakışı form olarak üret(e)miyorsa ... önemli olan eserin akibeti değil, akibeti hakkında ekonomik oyuncuların ne düşündüğür. (6)




. İşte bu bakış açısı (tabi eğer sahipsek)elimizde olan tek şey.Peki buna kim nasıl ne zaman karar veriyor? Korumanın kapatmaya dönüştüğü eşik nerede?

(7)..Önemli olan özgürlük gerçekten  var mı yoksa bir yanılsamamı bunu bilmek değil, özgünlüğün hangi işlemler aracılığıyla kurulduğunu  korunduğunu ve yokolduğunu bilmektir..



Bu anlam da 3. Sanat Sisteminin Mario Perniola’nın tabiriyle çağdaş sanatın kuramsız makbul olabileceği görüşünü paylaşırsak abartmış olmayız.Peniola’ya gore sanat eleştmenlerinin  görevi artık ,hoşuna giden sanatçılara bir nevi not düşmekle ve onların tanıtımıyla sınırlı kalmalı ve estetik siyaset gibi ince politik-sanat meselerine  hiç müdahale etmemelidir, çünkü bu kuram karşıtı eğilim çağdaş sanattan daha günceldir.Bu anektodu Ali şimşek ‘in sanatonline üzerinden sergi üzerine paylaştığı aktarımlar üzerinden pekiştirmek istiyorum. Ali Şimşek bir kriztik eleştirmen olarak sergiyi görmüş hatta Enginin işinden gizli bir haz aldığını da  ..sorun çağdaş sanat dünyası ve keskinlikse, fikir hoşuma gitmedi değil... diyerek ince bir itiraf da da bulunmuş.Bu konu dışı bir parantez ama not düşmek de fayda görüyorum. Çağdaş Sanat sisteminde herkes iktidarlardan şikayetçi fakat görünmez iktidarları sever korur hatta onlardan biri olmak ister.Engin’in Sanatın Sultanları adlı işi  bu anlamda  açıkça sanatçının görünmez iktidarların gücünü onaylaması olarak okunmakta.





Ben Şimşek in asla sergiye gitmediğini hatta işi görmediğini söyleme cesaretini göstereceğim. Çünkü sergide ve katalogda var olan metin farklılığına paralel olarak sergilenen iş ile katalogdaki iş aynı değil. Katalog görselindeki ve sergide varolan işin kendisinin gerçekliği tamamen iki ayrı form.Katalogda yer alan iş gerçek bir tarihsel plastiğe sahip, bir kullanım nesnesi olarak zamansal ve  anlam yoğunluğunu taşıyor ve maddi formunu photoshop gerçekliğinde görünmeyen bir duvarda  asılı halde varediyor. Diğeri işe daha kötü bir plastiğe sahip bilinmeyen bir sultana ait bir eks(i)kalibur.İnsanın aklına  çağdaş sanatın bizans oyunları hiç bitmez gibi bir dipnot düşüyor..Bu eleştiri bir dipnot olarak Türkiye de Çağdaş sanat eserinin kuşkudan ,belirsizlikten ,kararsızlıktan kendini erteleme biçimi olarak beslendiğini düşündürüyor ; Bir önkoşul olarak ifade etme özgürlüğü  form üzerine düşünme  hakkının hiç kullanılmaması olarak.





Çalışmanın jpg halinde bir proje sunulmuş ve orjinali yetişmediği için görselinin basılamamıs olması çok muhtemel bir durum , ama herhangi bir şekilde görünmezliğe ya da sessizliğe itilerek , tartışılmadan kapanması ise okunması gereken bir semptom niteliğinde.Bu tanıklık ve maruz kalma bu durum üzerine düşün(eme)den geçiştirme durumu  sizce de epey bir problemli bir durum değil mi?Bu durumda kılıçla ikiye ayıramadığımız bir eleştiri meselesine-mesafesine  Foucault’ nun  eleştiri olarak işaret ettiği noktaya yeniden dönüyoruz..

(8)Eleştiri şeylerin oldukları gibi olmadığını söyleme meselesi değildir.Eleştiri bizim kabul ettiğimiz pratiklerin ne tür varsayımlar üzerine hangi tür bildik meydan okunmamış,üzerinde düşünülmemiş düşünce biçimleri üzerine oturduğunu gösterme meselelesidir






Şimşek’in metninin başlığından alıntılarsak Trajik olan hep geri döner, Neden? çünkü diyalektiktir . Şimşek’in tanıtım yazısı iyi okunduğunda HBK nın çerçeve metninin  Sanatın Kazası adlı kıtaptan alıntılanması  bu anlamda  ilahi bir tesadüf  diye düşünürsek sanırım abartılı olmayız.













1) Hito Steyerl  Çağdaş Sanat nedir kitabı Sanatın politikası-Çağdaş Sanat ve       Post Demokrasiye geçiş adlı makaleden alıntısı syf.89)
2) Vesna Madzoski Küratörlük-Korumanın ve kapatmanın Diyalektiği s.yf 34
3)  Z.Bauman postmoderrnlik ve hoşnutsuzlukları ayrıntı yayınları syf.179
4)  Delluze & Guattari Kafka Üzerine Minör Bir Edebiyat için(özgür uçkan)
5) 5)Nestor Garcia Canlini Seyircinin diktatörlüğü E-skopbülten  http://www.e-skop.com/skopbulten/seyircinin-diktatorlugu/3105
6) (Raymonde Moulin Teknik Olarak Kopyanabildiği Çağda Sanat Eserinde Benzersizliğin üretimi adlı makale ) Bkz.  J.M. Keynes, Théorie générale de l’emploi, de l’intérêt et de la monnaie (Paris: Payot, 1949) s. 170–1..
7) Mario Perniola Sanat ve gölgesi 3.sanat sistemi adlı bölümü
8) Michel Foucault Practicing criticism s.154)













Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sessizliği Aramak (Part II)

                  (A fair amount of nothing)