ANGLES

29.9.08

*ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var;oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!...










* Necip fazıl kısakürek

28.9.08

Muhtelif,Manifesta 7,Oil welfare&Fair oil




İstanbul a havaştaki "lavaş" konumunda indim.Böyle bir lavaşın içinden acı yok acı yok diye sayıkladığını bir düşününyani savaşma söğüş.Uykusuzluk çok kötü birşey uyuyamamaksa cehennem,uyanmaksa bakırköyden taksime kadar kırmızı beyaz dali posterlerinin deli, dahi, dali(3d) conseptinin mükemmel gerçekliğiyle harmanlanmak demekmiş,unutmadan buna hava muhalefetini de ekleyelim.



VE VE PETROL ÜZERİNE


"Bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir"
Churchil.

Kitaplarımın arasında göz gezdirirken "Fareed Zakaria"nın şans eseri bir cümlesine rastladım."Fareed Zakaria", dünyanın Norveç, İngiltere ve ABD dışındaki(neden dışında bu arada) tüm petrol devletlerinin diktatörlükler olduğunu ileri sürmektedir: “Petrol, -tıpkı diğer doğal kaynaklar gibi- kapitalizmin sivil toplumun ve demokrasinin gelişimine katkıda bulunmaz. Aslında, bu süreci sekteye uğratır. Topraklarında define bulunan ülkeler, ekonomik büyümeyi ve orta sınıfın gelişmesini sağlayan kanunlara ve politikalara ihtiyaç duymazlar.” The future of Freedom: Illiberal Democracy of Home and Abroad ( W. W. Norton, 2003 )

İşte bu gerçekten büyük bir soru!!
Neden doğal zenginlik insan haklarının gelişmemesine yol açıyor?

Bir doğal zenginliğin keşfi ile liberal demokratik yönetimin gelişimi arasında neden mantıksal bir bağ kurulmaz?cevap şu;Petrol'ün insan haklarına saygı söyleminde müthiş korkunç bir etkisi var.Bu ortak tartışmamızda kendi içimde sorduğum sorulardan birincisi.Ekonomik özyeterlilikle ölçülen bir dünyada bir damla petrol bir damla kandan daha değerli.Bu bir çeşit lanet.

Sen gelmeden önce her yer karanlık
Dünya ıssız dünya durgundu bilmem niçin
Her yerde aradım tatlı bir ışık
Bir ateş bul gönlümü ısıtmak için



Arkalarında hırpalanmış toplumlar bırakan misyoner sömürgeciler ve İnsan haklarının bir Batı değeri olduğunu düşünmeye alışkın olan biz arasındaki kafkaesk ilişki sonsuza kadar sürüyor.(Rüşvet, klientalizm, kayırmacılık ve kabilecilik gibi bütün patronaj pratikleri)dünyada örneklerine baktığımızda Angola da ve Nijerya da ne gibi yıkımları gözönüne getirdiğini şu andan gözlemleyebiliyoruz.Sivil toplum demokrasisi zayıflarken periyodik seçimler, siyasal partiler, mahkemeler göstermelik bir demokrasinin araçlarına kolayca dönüşebiliyorlar.

Sen gelince sanki bir güneş doğdu
Aydınlık günüm gecem artık çok güzel hayat
Sanki herşey birden bambaşka oldu
Sensiz ne kadar zormuş meğer ne güçmüş hayat

Küresel ekonominin çevçevelendirme işlemi çok sivri ve her yerde kendini duyulur kılan ekonomik belirlenim çok keskin.Ben doğal zenginliğin artı değeriyle birleşen bir refah devletinden farklı olarak türkiyede yaptığım şeyi bu tartışmada anlatmaya çalıştım,umarım anlatabilmişimdir...

24.9.08

Unwritten

PETROL, REFAH ve ADİL PETROL

PETROL, REFAH ve ADİL PETROL
Tartışma, Bağlantılar ve Muhtelif 4'ün içerik sunumu
26 Eylül 2008 / Garanti Galeri & Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi


Avrupa Bienali Manifesta 7, MUHTELİF sorularla İstanbul’da: ‘Petrol, Refah ve Adil Petrol’


‘Petrol, Refah ve Adil Petrol’ projesi, 19 Temmuz- 2 Kasım tarihleri arasında düzenlenen Avrupa Güncel Sanat Bienali, Manifesta 7 küratörleri Raqs Media Collective’nin Stockholm’deki Curatorlab/ Konstfack’ı farklı Avrupa kentlerinde çeşitli ve yerel işbirliği modelleri üretmesi için davet etmesiyle başladı. Bu vesileyle, Türkiye’den Adnan Yıldız’ın da dahil olduğu Curatorlab’ta çalışmalarını sürdüren genç küratörler 2008 sonbaharı boyunca İstanbul, Paris, Stockholm ve Roma’da Manifesta 7 kapsamında çeşitli yayın ve ortak projeler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor. Curatorlab katılımcılarından Elisabeth Byre (Oslo) ve Adnan Yıldız (İstanbul), Manifesta 7’nin İstanbul ayağı için İstanbul merkezli bağımsız güncel sanat yayını MUHTELİF ile çalışıyor.

Ahmet Öğüt, Pelin Tan ve Adnan Yıldız editörlüğünde Ekim ayı ortasında dördüncü defa yayınlanacak MUHTELİF’in Manifesta 7 özel sayısının içeriği 26 Eylül 2008, Cuma günü Garanti Galeri ve Platform Garanti Güncel Sanat Merkezi’nde tartışma, sunum ve gösterimlerden oluşan bir programla İstanbul’daki sanatseverle buluşuyor.

‘Petrol, Refah ve Adil Petrol’, sanat ve ekonomi ilişkisine dair bir varsayım üzerinden esprili bir dille, tartışma ve sunumlarını kurguluyor:

Eğer Türkiye, Norveç gibi ulusal sınırlarında petrol bulsaydı, özellikle sanatsal üretim ve sanat pazarı bakımından İstanbul sanat dünyası nasıl değişirdi?

Norveç tecrübesini (İngiltere ve Türkiye örnekleriyle beraber) doğrudan masaya getirerek, güncel sanat politikalarının şu anki konumlarından ve rollerinden soyutlamak için kurgusal bir hikâye yaratmayı arzulayan proje, şu an Türkiye'de, özellikle İstanbul'da, sanatsal üretim ve sanat pazarına istinaden neler geliştiğine bakmak istiyor. Norveç'te 'yeni zenginlerin' oluşumu üretim ve dolaşım seviyesini değiştirdi mi? Yerel katılımcıların da katkısıyla ‘Özel sektör ve devlet kaynaklandırması arasındaki denge ne düzeyde?’, ‘Kim neyi ne amaçla satın alıyor?’ gibi sorularla sanat alanında gelecekteki ideal kaynaklandırma imkânlarıyla ilgili yeni fikir ve spekülasyonlar ortaya atılması hedefleniyor.

Garanti Galeri’de saat 17.00’de başlayacak günübirlik etkinlikte Mehmet Dere (İzmir), Gerald Lidstone (Londra), Per Gunnar Eeg-Tverbakk (Oslo)’nun sunumlarının yanı sıra sanatçı Fikret Atay (Batman-Paris) ve Marianne Heier (Oslo)’in video gösterimleri yer alacak. Cuma günkü etkinliğe katılanları bir de sürpriz bekliyor. Katılımcılar sadece yeni MUHTELİF’in sanat- ekonomi ilişkisi ve ‘gayri-maddi’ emek üzerine odaklanan içeriğini öğrenmekle kalmayacak, etkinlik sırasında adres bilgilerini verdikleri takdirde Ekim ayında yayınlanacak MUHTELİF’in, Manifesta özel sayısı ücretsiz olarak adreslerine postalanacak

23.9.08


Söz verildi,sevgi saklandı
ve cümle yarım.
Sevgi kaçtı,söz tutuldu
ve cümlede eksik
Söz sevgide birleşti
ve ve ve herşey
Bir.

(20.04.2008)

22.9.08

S.S.S.S.










Kpss sınavına giren insanlar hayatlarından bezmiş olarak dışarı çıkıyorlar ,bense girmedim neden gireyim hiç gücüm yok öyle kapıda bekliyorum.Kafamın içindeki toplayıp denetleyemeyen benim ne haddime.Bana göre yaşlanmak böyle bir şey, hiçbirşeyi tutamamak gibi herşey akacak sizse öyle bakıvereceksiniz giden geminin arkasından.

Kpss gine kazık sorular sormuş hemde komik,arkadaşlarım sürekli giriyorlar "girdiriyorlar" ne yapsınlar Hayat ani, Dünya fani, kpss sana bir girsek çok mu yani??? diye manide yapmışlar,ama burda biz mani yada mazi olmayalım,hayat bu kaderden demir pençe her an herşey olabilir.

Ani çoçuk ölümlerimleriyle ilgili haberlerden sonra içim dışıma çıktı,zaten hergün gördüğüm önünden geçmeye korktuğum bir yer bildiğim,tepecik gerçekliğinde herşeyi bende nefret uyandırıyor.


Benim bilinçaltımda ise farklı ssk,tepecik. Nöroloji servisinde dedemi kaybettiğimde refakatçi olarak nelere tanık oldum,neler neler.Acı anlatılmaz!!anlatılamaz!! Tüm büyük acılar dilsizdir zaten konuşursan saçma bir şeye dönüşürsün. İnsan hayatının ne kadar ucuz olduğunu orada anladım ve sevdiğini kaybetmenin acısını da yalnız çekenler bilir.zaten bir belge kadar değerin var bir zaman kendini sadece nüfüs cüzdanı taşıyan insan olarak nitelendirebiliyor insan.Bitmeyen kuyruklar,içi dışına çıkmış çarşaflar yanmayan dahili ve harici acil servis lambaları içimde hiç bitmeyen kriz sirenleri.Pamuk,su,süt meyva suları ortak concept S.S.K realıty, o koridorlarda bazen "Bosh" un resimleri denk gelivermiyormu x kere çıldırtıcı..

Tyler Durden den alıntı burada "Acımı görmek istiyorsun ozaman SSK ye git"!!!

19.9.08

17.9.08

OIL, WELFARE and FAIR OIL


OIL, WELFARE and FAIR OIL (please theflamıngoandboy blogspot for the Turkish version)
Discussion, Attachments & Presentation of the content of Muhtelif 4
26 SEPTEMBER 2008 ISTANBUL


17:00 Attachments & Presentations

18:30 Open Discussion


Venue: Garanti Gallery & Platform Garanti Contemporary Art Center,

Istiklal Cad. No: 115A, Beyoğlu, Istanbul, 34430, Turkey


23:00 After Party @ Dogzstar



What would change in the Istanbul art scene, especially regarding artistic production and the art market, if Turkey, like Norway, found oil within its national borders?



Private funding and public funding are two contrasting art economies. They have different impacts on artistic production and circulation, involving divergent dynamics, strategies and processes. Within the context of the 'welfare state' versus 'private interest', our discussion project takes Norway's system of public art funding into consideration alongside the system of private resources, mainly originating from banks and big family businesses, which have established many private museums and dominate museum-sponsor relations in Turkey.



Oil, as a metaphor for a "sudden rise to wealth", ironically connects the two countries. It is an archetype of dreaming about wealth. But it also has distinct, local meanings in each context: in Turkey, there has been a nationalistic myth, which believes that there is oil in the country but that world superpowers prevent Turkey from finding it. A product of wishful thinking, or a schizophrenic phantasm of nationalism (esp. related to the history of Musul-Kerkük and the Kurdish-Turkish tension), some people continue to produce everyday speculations around this phenomenon, they reproduce it everyday again and again, you can hear it even today somewhere like a Turkish coffee shop or a taxi. It has already penetrated into everyday life or collective unconscious.



When Norway discovered its oil resources about forty years ago, it created overwhelming social changes. The Norwegian state is the main owner of the oil and gas company StatoilHydro and a huge investor and player in global markets. The welfare state is sustained by this oil fortune, with all its benefits – and hence, the oil indirectly provides working grants and travel stipends to Norwegian artists. Increasing wealth generates a surplus economy in the private sector as well. Oil, then, is the main actor of our fictional discussion!



Bringing the first-hand experience from Norway, England and Turkey, we would like to create a fictive story for starting our discussion to emancipate ourselves from the current positions and roles of contemporary art politics. We ask: What is happening in Turkey, especially in Istanbul, in regard to artistic production and the art market? Has the emergence of a nouveau-riche in Norway changed the level of production and circulation? What is the balance between private and public funding? Who is buying what and for what reasons? These questions will produce a series of speculations about the future possibilities of an ideal funding system.



During the discussion, we will screen video works (Fikret Atay / "Pumps", Marianne Heier / "Pioneer") and display a poster (Marianne Heier /"Saga Night") as mind openers.



Hot Desking is a collaboration between MANIFESTA 7 and CURATORLAB/KONSTFACK as part of the exhibition "The Rest of Now" by Raqs Media Collective



Artists: Fikret Atay, Marianne Heier

Presentations: Mehmet Dere, Gerald Lidstone, Per Gunnar Eeg-Tverbakk

Curators: Elisabeth Byre & Adnan Yıldız

Coordinator & Moderator: Çelenk Bafra

Assistant: Murat Alat



With the organizational support of the Istanbul Foundation for Culture and Arts, IKSV, www.iksv.org



Venue Support: Garanti Gallery and Platform Garanti Contemporary Art Center http://platformgarantienglish.blogspot.com





Supported by Manifesta 7, Konstfack, University College of Arts, Crafts

and Design, Stockholm, Sweden, OCA, Office for Contemporary Art, Norway

Hot Desking by CuratorLab
Hot Desking is a project, which takes "The Rest of Now" as a point of departure for further discussions and explorations. The project consists of four broadsheets and four discursive events in four cities – Rome, Stockholm, Paris and Istanbul – which will function as independent but related satellites of "The Rest of Now". The broadsheets and events will link ideas, themes and discussions initiated by the exhibition in Bolzano to the local context of the four cites. In each city, CuratorLab will "hot desk" an art magazine or other organization to produce these titles:

Hot Desk Paris: J'aime beaucoup ce que vous faites / Hot Desk Istanbul: Muhtelif / Hot Desk Stockholm: Site Magazine / Hot Desk Rome: Nero Magazine



For more info: www. manifesta7.it



CuratorLab is an international research-based program at Konstfack (University College of Arts, Crafts and Design) in Stockholm, designed for emerging curators, critics, artists, writers and theorists. CuratorLab is directed by Renée Padt (Stockholm), Ronald Jones (Stockholm) and Marysia Lewandowska (London). In 2007-8, the participants in Hot Desking are: Christian Alandete (Paris), Elisabeth Byre (Oslo), Adnan Yildiz, (Istanbul/Berlin) and Esther Lu (Taipei/New York). Cities in 2007: Paris, Istanbul, Milan,Turin, Stockholm



Muhtelif is an Istanbul based free contemporary art publication produced in Turkish/English, edited by Pelin Tan, Ahmet Öğüt, Adnan Yıldız, designed by Ali Cindoruk. Manifesta 7 special issue focuses on the relation of art/economy and the condition of "immaterial labor".

16.9.08



















<>






















Keng Sen's Ten Questions :

1 Where do you come from? What do you feel you belong to?

2 How do you situate yourself in relation to the generation of your father and your mother?

3 is there anything happening today in the world that grips you?

4 How do you connect with others about these concerns? through what means?

5 Do you experience your local situation as positive or negative to your expression?

6 Have you ever consider moving to somewhere else? have you ever consider exiling yourself? Where would you go?

7 Does europe touch you today? What is the most meaningful aspect of europe to you?

8 The discovery of the subjective "I" created new possibilities for expression, for responsibility, for action. how do you relate to this in your work, in your life?

9 Is there a future of small actions by the individual (microactions), individual connections, small networks, small politics, small changes?

10 Is I-versity (individual personal difference) neglected in contemporary cultural policy making which is primarily concerned with DI-versity (cultural group identity)?








Bu deneyimin benim icin gercekten harika oldugunu soyleyebilirim.efc tabiki kengsenin buyuk bir paydasini olusturdugu catida birbirimizi bambaska bir bicimde hayal etmemizi saglamayi hedefleyen sanirim bu benim ’baska’anlaminda ötekiligi sorgulayabilecegi bir alan acma denemesiydi.

Tay Tong(mr.tt) and Ong Keng Sen mukemmel insanlar bu arada. actıon man in black.Baslangicinda yolculuga cikmadan onceki emaille gelen anket sorularini biraz etnik,braz uzaktan ve en direct olarak oryantalist bir bakis acisi olarak hayal etmistim.Nereden geliyorsunuz?ve Kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?Anne ve babanizin generasyonuyla kendi aranizdaki durumu nasil degerlendiriyorsunuz ve Avrupa bugun size ne ifade ediyor? gibi sorular insanlari tipik stereotiplere donustürme basit bir cercevelendirme gibi geldi ama kazin ayagi oyle degil.


Ong Keng Sen btmez tukenmez enerjisiyle collobrative ve duzlemler uzeriden tartismaya actigi 12sindeki toplantida bize bambaska bir cerceve sunduve bizdende bu cerceveyi genisletmemizi bir labratuar gibi calismamizi sagladi,kamusal alan galeri duvari ve gerceklik uzerinden farkli sanatcilarin bir araya geldigi duzlemde generasyon olarak dil farkinin gercekligini sorguladik ne dogru anlaminda degil?nasil konumlandiriyoruz ve nasil algiliyoruz üzerine.Local alanlarindan cikarildigimizda kokmus bir baliga donusebilecegimiz bir alanda sorumluluk eylem ve kamusal alan tartismasini gerceklestirdik.

Quach pong'un Vietnam savasi sirasinda yaptigi cizim ve resimler Sevgili Gülsün’ün bulundugu cografyaya ve zamanina tanikligiyla harmanlandi.Ben bu arada hemde ön sıradan bambaska bir zamana taniklik etmis kisilerin bellek ve belgeleriyle yuzlestim,isleri kendi yasamsal gercekligiyle anladiginizda herşey bambaska gorunuyor,ayrica Gokce ve Osman kendi sunumlarini gerceklestirdiler,Mohsen ve Ziad bizi bir kartpostal gibi algilanan cografyalarinin canli bir ic sesi oldu ve bizimle bu sesleri paylasti.Ha za vu zu beni etkinliklerinin girizgahında beni dahil ettiler,gerçekten çok keyifliydi,yaptığı işleri ne kadar sevdikleri belli.


Ben bu arada biraz onyargili olarak kendimle ve Avrupa'yla yuzlestiriyordum kendimi.Yaptigim seyleri ve problemlerimin ne kadar bana ozgu oldugunu hissettim.Avrupali olmak nedir?Sanat alanının Avrupa disinda nasıl bir alanı var? gibi sorulara falan takilmiyorum en sahsen batinin bir cok eserini bir cok avrupalidan daha iyi bildigime eminim,bende bir “öteki avrupalı”yım zaten yalniz bir gercek var ki o alandayken güncel sanat anlamında turkiyede bazi islerin ihrac edilmek uzere uretildigini farkettim. (e günaydın memet!!!)bu gecikme acıkçası buna ınanmak ıstemediğimdendi..


Bir insan nasıl bir batili gibi bakmayi ogreniyor ve kendi yasadigi alana yabancilasiyor.Avrupa nin sa otekiye her zamankinden daha fazla muhtac oldugu bir gercek!!’Üretim nesnesi olarak degil arzu nesnesi olarak. Fakat farkliligi uretmek mumkun ama bambaska dusunmelerini saglamak icin onlara kimlik politikalarinda siniflandirmak,onların bunu arzulamalarını sağlamak ve bu konuyu isaretlemek mumkunmu?

Belarus Free Theater islerinde bilinenin aksine sert uretimlerini diliyle daha keskin e sorgulayici avrupa ici bir dialog kurmaya calisiyorlar,iletisim ve global kimlik bizi buludugumuz kültürel grub kimligine nasil indirger harcar, boler, ve carpar. Bunun kimin icin ve onemi üzerine giden bir gurup iki parçalı bir etkinlik gerçekleştirdiler.Her ülkenin dışardan görülmeyen sorunları üzerine gerçekleştirdikleri perfonmanslar ve kurdukları dil muhtesemdi.Biz türk sanatçılar olarak en azından bunu görebilme fırsatı yakaladığımız için çok şanslı hissettik kendimizi.

birde küçük izlenimleri ekleyelim
rotterdamda bedava wireless alanı diyebileceğimiz hiçbir alan yok.bu çok çıldırtıcı bir süreçti,ben ve tüm diğer sanatçılar rotterdamı arşınladık ama nafile aklınızda bulunsun,beleş internetmiş internet cafeymiş çölde serap gibi birşey(this is kpn) yani kapan.

kısa süreli kalışlarda tüm metobalizma ayarları değişiyor birden,biz akdenizliyiz insan zeytinyağını arıyor ama bulabiliyormu? ayrı,kahve bol miktarda tüketiliyor en ucuz yerler burger king,mccdonald gibi yerler onlarda zaten saman gibi

birde rotterdam sehir meydanını görünce içimden 'Size modern diyebilirmiyim demek geldi'.

Ve son olarak Keng Sen,Maite,Gökçe,Tay tong ,Mark,Sofia,Hazavuzu,Osman,Gülsün ve tüm diğer arkadaşlara bir defa daha sonsuz teşekkürler

10.9.08


Gözyaşı hafif ,kendinden bulmalar,bazen de doğrudan yoldan sapmalar arasında ilerliyorum.Bazen ışık kayboluyor ve saçma maddiliğe hatta bazen saçma maddiliğe gömülüyor.Yolu bulması gereken sensin,Yolu bulması gereken sensin,Yolu bulması gereken sensin.İçimde tekrarlarım var.Hiçbir şey hazır bir yön olarak karşınıza çıkmaz.İnsanın susması nasıl da bir durum haline geliyor?İnsan galiba korumaya ve dönüştürmeye çalışıyor kendini,bir süre sonra korumayı bırakıyor ama bunu da ne yazık ki çok az kişi yapabiliyor.silinen dünyada içe dönük stratejiler bitiyor.....vs vs hepsi üst üstüne geliyor ve kapanıyor kapı
Her şeyin söylendiği,her şeyin bilindiği ve her şeyi söylemenin bir anlamı olmadığı bir zamanda insanlar kendilerinden kurtulmak için zaman harcıyorlar.Herşey yazılıma dönüşüyor,mimikler,benzeşimler üzerinden kuruluyor o iletişimi kurabiliyorsan anlam kazanıyorsun.
Bazen bende insan olmaktan sıkılıyorum.insan biricik olan varlığını sıkıntıyla keşfediyor,ya da ona belki bu yolla geçerlilik atfediyor.

Pencereyi aç ve nerede yaşadığımı göster diye bağırıyor içteki ses
08.11.2005

bu arada

Çalış Odayı süreci yeni katılımlarla GON çizgi roman dükkanında devam ediyor.http://worktheroomproject.blogspot.com 'dan yeni guncellemeleri takip edebilirsiniz.

8.9.08





7.9.08

NAZLI YARİM HİÇ OLMUŞ MU?

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Göksu ve Sarıkız kuyularından bugünden itibaren su verilmeye başlandığını belirterek, verilecek sudaki arsenik oranının 20-30 mikrogram civarına yükseleceğini bildirdi.

Aziz Kocaoğlu, düzenlediği basın toplantısında, Tahtalı Barajı'nda, ''bir pompa çalıştırılırsa'' 150, ''iki pompa çalıştırılırsa'' 75 günlük su kaldığını, bu nedenle arsenik oranının yüksek olduğu belirtilen Göksu ve Sarıkız kuyularından su vermeye karar verdiklerini bildirdi


25.08.2008 Öztürkler





"İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin sağlıklı su temin etme çalışmalarını sürdürdüğünü belirten Kocaoğlu, 'İzmirlilerin şu sıcak günlerde hiç olmazsa kullanma suyu konusunda sıkıntı yaşamalarını istemiyoruz' dedi. İzmirlilerden şebeke suyunu içme suyu ve yemek yaparken kullanmamalarını isteyen Kocaoğlu, suyun kullanma suyu olarak kullanılmasında herhangi bir sakınca bulunmadığını ifade etti."

Bir Gün 26.08.2008




İzmir'de çeşme suyu yasaklandı

"İzmir Valisi Cahit Kıraç, kentte arsenikli olduğu belirlenen suyun içilmemesi ve gıda bileşeni olarak kullanılmaması konusunda gerekli önlemlerin alınmasını istedi. Vali Kıraç, yayımladığı genelgede, ildeki sularda yapılan ölçümlerde arsenik oranının yüksek olduğunu, kuraklığın devamı halinde bu değerlerin daha da yükseleceğinin beklendiğini bildirdi".

29.08.2008 Güncel NET


"İzmir suyunda arsenik bulunduğunu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'ten öğrenmekten üzüntü duyduklarını belirten vatandaşlar, "Ankara Büyükşehir Başkanı'nın, başkanımızı uyarması bize büyük üzüntü vermiştir. Biz bu gerçeği başkanımızdan öğrenmek isterdik. Kocaoğlu'dan İzmir'in suyunda arsenik bulunması konusunda daha büyük bir duyarlılık göstermesini beklerdik. Bu gerçeği bizden sakladığı için başkanımıza çok kızgınız.Çünkü su hayati bir kaynak" dedi.

31.08.2008 Gençtürk Haber





not:İzmirde birbirlerini gömmek için cenaze törenlerinde buluşan bir grup bürokrattan ne bekliyebilirsiniz?Litrede 10 mikrogramın üstündeki arsenik içeren göksu ve sarıkız kuyuları yeniden açmak ve şehre bu şekilde yararlı olacağını düşünmek galiba müthiş bir özveri ve sosyal demokratlık örneğiydi.Buradan tüm AS-İZ dostlarımıza selam gönderelim.AS-İZ başkan " ilişkimiz bir yere geldi tıkandı" vadisine dönüşen izmire artık dokunmasın,..........

6.9.08

YOU ARE MY HERO

4.9.08

Work the Room feat."Kan Değil Süt"







"work the room" starts in istanbul
Work the Room is an open end process project where the roles of the determining factors of contemporary art production -artist, audience, space and curator- become subject to change, to be played on and to be problematized. Upon the invitation from the curator Övül Durmuşoğlu, Muruvvet Turkyilmaz (Istanbul) and Marijn van Kreij (Amsterdam) come together in GON comic book store -on Yeni Çarşı Street descending from Galatasaray Square- to work together with the shop's living and working conditions. The two artists working on inscription and writing as a personal and collective performance territory will investigate the circumstances of producing together with the curator, the audience and the space during Work the Room. And Övül Durmuşoğlu will break in the flux of ongoing production through not only putting different obstructions, objects and comments but also inviting surprise guests.

The production of contemporary art projects generally focus on the result. During Work the Room process -which will develop in the area where viewing and producing cross each other- the activities of the artists and the curator will be recorded. The records updated on http:// worktheroomproject.blogspot.com will be transformed into a publication afterwards.



The first participant invited by Durmusoglu to intervene in the project is the curator Adnan Yıldız (Berlin/Istanbul). Yıldız will be reading the fairytale of Keloğlan through the approach of oral history leaking into the everyday politics, accompanied by turkish breakfast at 10:30 on 4th September.


For further inquiries:

worktheroomproject@gmail.com


Address:

GON


Yeni Çarşı Caddesi No:34/A

Galatasaray

Telephone: +90 212 2459820

1.9.08

Her insan içinde bir oda taşır. Bunu işitme duyusuyla bile kanıtlamak mümkündür. diyelim ki gecedir, dört bir yanda sessizlik hüküm sürerken biri seri adımlarla ilerlemektedir; bir kulak kabartan çıkarsa, duvara tam tutturulmamış bir aynanın takırdamasını işitebilir örneğin.....(Franz Kafka, Mavi Oktav Defterleri Giriş cümlesi)

İzleyiciler

about me

Fotoğrafım
Mr.Dere
Mr. Dere’s artistic practices are based mainly on the city and whereby he focuses on interventions and observations within local culture of the city.
Profilimin tamamını görüntüle